“O öğleden sonra Sude yalnız değildi, anne…”
Tam o anda mutfaktan gelen büyük bir tabak kırılma sesiyle ikimiz de irkildik. Başımı çevirdiğimde Tamer kapının önünde duruyordu. Yüzü bembeyazdı. Elindeki mutfak havlusu yere düşmüş, gözleri Beste’ye kilitlenmişti. On yıl boyunca Beste’nin konuşmasını beklemiş bir adamın yüzünde şaşkınlık olması gerekirdi. Sevinç, gözyaşı, inanamama… herhangi bir şey. Ama Tamer’in yüzünde bunların hiçbiri yoktu. Sadece korku vardı.
“Tamer?” dedim. “Sen neden böyle bakıyorsun?”
Bir adım geri çekildi.
Beste gözlerini ondan ayırmadan konuştu. Sesi hâlâ çok zayıftı ama her kelimesi odanın içinde yankılanıyormuş gibi geliyordu.
“Çünkü beni hatırladı.”
Dizlerimdeki gücün çekildiğini hissettim.
“Ne demek bu?”
Tamer hemen başını salladı. “Saçmalıyor. Yıllardır konuşmayan bir çocuk bir anda—”
“Ben çocuk değilim,” dedi Beste.
Tamer sustu.
Beste’nin gözlerinde yıllardır görmediğim bir ifade vardı. Korku hâlâ oradaydı ama yanında başka bir şey daha vardı: kararlılık. Sandalyeden yavaşça kalktı, sonra salonun köşesindeki kitaplığa yürüdü. En alt raftan eski, kahverengi kapaklı bir defter çıkardı.
O defteri tanıyordum.
Beste’nin bizimle yaşamaya başladığı ilk yıllarda sürekli yanında taşıdığı defterlerden biriydi. Sayfalarına şekiller, evler, yüzler ve anlamını çözemediğim karalamalar çizerdi.
Defteri masaya bıraktı.
“Bunu sekiz yaşındayken çizdim.”
İlk sayfayı açtı.
Bir okul kapısı vardı.
İkinci sayfada iki kız çocuğu.
Biri uzun saçlıydı. Diğerinin saçları dağınık bir şekilde toplanmıştı.
Kalbim hızlandı.
Üçüncü sayfada kırmızı bir araba çizilmişti.
Dördüncü sayfada ise direksiyon başında bir adam vardı.
Adamın yüzünü birkaç çizgiyle yapmıştı ama sağ kaşının üzerindeki küçük yara izi belirgindi.
Tamer’in sağ kaşının üzerinde de aynı iz vardı.
Başımı kaldırıp ona baktım.
“Tamer…”
“Bu hiçbir şeyi kanıtlamaz.”
Beste diğer sayfayı çevirdi.
Bu kez Sude’ye benzeyen kız yerde yatıyordu.
Yanında kırmızı araba vardı.
Bir adam ise onun başında eğilmişti.
“Ben Sude’yle aynı okulda değildim,” dedi Beste. “O gün annemle hastaneden dönüyorduk. Otobüs durağında beklerken onu gördüm. Yolun karşı tarafındaydı.”
Boğazım düğümlendi.
“Sonra?”
Beste nefesini toparlamaya çalıştı.
“Bir araba yanında durdu. Sude arabayı tanıyordu. Çünkü hiç korkmadan yaklaştı.”
Tamer bir anda sertçe, “Yeter!” diye bağırdı.
Hayatımda ilk kez Beste irkilmedi.
“Sen çağırdın onu.”
Başımı Tamer’e çevirdim.
“Ne diyor bu?”
Tamer ellerini saçlarına götürdü. “Ben… açıklayabilirim.”
O anda dünya etrafımda dönmeye başladı.
“Demek oradaydın?”
Tamer gözlerini yere indirdi.
Sude öldüğünde Tamer’le evli değildik. Onu yaklaşık bir yıl sonra tanımıştım. En karanlık dönemimde yanıma gelmiş, beni hayata döndüren adam olmuştu. Sude’nin fotoğraflarına bakıp benimle ağlamış, her ölüm yıldönümünde mezarına çiçek bırakmıştı.