
Kapının kapanmasıyla koridordaki sessizlik daha da ağırlaştı. Erdem Bey gömleğinin yakasını düzeltti, sonra cebinden katlanmış bir kâğıt çıkardı.
“Öncelikle şunu bilmenizi isterim,” dedi. “Kızınıza zarar vermek gibi bir niyetim kesinlikle yoktu.”
Bu cümle içimdeki korkuyu daha da büyüttü.
“Size ne olduğunu sordum. Niyetinizin ne olduğunu değil.”
Bir an duraksadı.
“Bugünkü dersimiz yakın dönem Türkiye tarihiydi. Öğrencilerden aile büyüklerinin geçmişte yaşadığı önemli bir olayı araştırmalarını istemiştim. Ekin de bir dosya hazırlamış.”
“Bunun neresi sorun?”
“Dosyasında bazı yanlış bilgiler vardı. Sınıfta bunları düzeltmeye çalışırken biraz tartıştık.”
“Nasıl bir tartışma?”
Erdem Bey gözlerini kaçırdı.
“Babasının geçmişiyle ilgili bazı iddialarda bulundu. Ben de öğrencilerin doğrulanmamış aile hikâyelerini tarihsel gerçek gibi anlatamayacaklarını söyledim.”
Ekin'in babası, kızım sekiz yaşındayken hayatını kaybetmişti. Eşim Cem, bir inşaat mühendisiydi. Ölümünden sonra bile adını duyduğumda boğazım düğümlenirdi.
“Babası hakkında ne söyledi?” diye sordum.
“Bir iş kazasıyla ilgili bazı belgeler getirmiş. Açıkçası bunlar dersimizin kapsamını aşıyor. Ayrıca babasının ölümünden dolayı bazı insanları suçluyor.”
Fotoğrafa dokunarak içeriği okumaya devam edebilirsiniz