Oğlum ve eşi trajik bir kazada hayatlarını kaybetti ve beni 7 çocuklarını büyütmeye bıraktılar. On yıl sonra, en küçük torunum yanıma geldi ve fısıldadı: “Annemle babama gerçekten ne olduğunu biliyorum.”
"Büyükanne... Annem ve babam o gece ÖLMEDİLER. O gece ne olduğunu biliyorum."
Elif'in sözleri mutfakta yankılanırken elimdeki kahve fincanı titredi.
On yıldır her sabah aynı acıyla uyanıyordum. Oğlumu ve gelinimi kaybettiğim geceyi yüzlerce kez düşünmüş, kazanın her ayrıntısını zihnimde tekrar tekrar yaşamıştım. Polis raporlarını okumuş, cenazelerini kaldırmış, geride kalan yedi çocuğu büyütmüştüm.
Ve şimdi en küçük torunum karşımda durmuş, bildiğim her şeyi sorguluyordu.
Kutunun içindeki belgeleri tekrar önüme yaydım.
Eski sigorta dosyaları.
Banka kayıtları.
Mahkeme evrakları.
Ve en altta duran siyah cep telefonu.
Elif karşıma oturdu.
"Büyükanne, ben uydurmuyorum."
Bunu söylerken gözlerinde korkudan çok kararlılık vardı.
Telefonu elime aldım.
Şarjı tamamen bitmişti.
Ama kutunun içindeki evraklardan biri dikkatimi çekti. Sararmış bir zarfın üzerinde oğlumun el yazısıyla yazılmış tek bir cümle vardı.
"Annem için."
Kalbim sıkıştı.
Zarfı açarken ellerim titriyordu.
İlk satırı okuduğum anda nefesim kesildi.
"Anne, eğer bunu okuyorsan, gazetelerde yazılanlara inanma."
Gözlerim satırlar arasında hızla ilerledi.
"Eğer her şey planladıkları gibi giderse, bize kaza süsü verecekler."
Sandalyeden neredeyse düşüyordum.
"Bu mümkün değil..." diye fısıldadım.
Elif sessizce beni izliyordu.
Mektuba devam ettim.
Oğlum, çalıştığı lojistik şirketinde yıllardır süren büyük bir yolsuzluğu ortaya çıkardığını yazmıştı. Şirket yöneticileri milyonlarca lirayı sahte hesaplar üzerinden kaçırıyor, bazı devlet ihalelerinde usulsüzlük yapıyordu......