2. BÖLÜM: SİYAH ÇANTANIN İÇİNDEKİ GERÇEK

İşte o anda asıl korkunç gerçeği fark ettim. Kocam bunu tek başına yapmıyordu.

Telefonuna gelen mesajların kime ait olduğunu göremiyordum ama Serkan’ın davranışlarından karşı taraftaki kişinin onun için sıradan biri olmadığı belliydi. Birkaç saniye sonra telefonunu cebine koydu, yatağın başındaki kamerayı kontrol etti ve siyah çantasını tekrar açtı. Ben gözlerimi kapalı tutmaya devam ederken, çantanın içinden kalın bir dosya çıkardığını gördüm. Dosyayı yatağın üzerine koydu ve sayfaları çevirmeye başladı.

Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, sesini onun da duyacağından korkuyordum.

Serkan’ın parmakları bir sayfada durdu. Sonra başka bir sayfaya geçti. Birkaç fotoğrafı yan yana dizdi. Fotoğrafların hepsi farklı kadınlara aitti. Bazılarının yüzleri net görünüyordu, bazılarında ise kadınlar uyurken çekilmiş gibiydi. Fotoğrafların altında tarihler ve kısa notlar vardı. Bir an gözlerime inanamadım. Serkan yalnızca beni gizlice kaydetmiyordu. Benden önce başka kadınları da takip etmişti.

Tam o sırada Serkan’ın telefonu yeniden titredi. Ekrana baktı ve mesajı okuduktan sonra kaşlarını çattı.

“Hayır, henüz değil,” diye fısıldadı. “Onu uyandırmadan önce her şeyi tamamlamam gerekiyor.”

İçimdeki korku bir anda öfkeye dönüştü. Fakat hâlâ ne yaptığını tam olarak bilmiyordum. Birdenbire yatağın yanındaki kameranın yönünü değiştirdi. Sonra siyah çantadan küçük bir ses kayıt cihazı çıkarıp komodinin üzerine bıraktı. Elindeki dosyayı kapatırken birkaç kelime duydum.

“Yarın gece son kontrol.”

Yarın gece.

Demek ki bu gece olanlar henüz bitmemişti.

Serkan odadan çıktığında birkaç saniye daha kıpırdamadan kaldım. Kapının kapandığından emin olduktan sonra yavaşça doğruldum. Ellerim titriyordu. İlk yaptığım şey kameraya bakmak oldu. Cihaz hâlâ çalışıyordu. Onu yerinden sökmedim. Eğer Serkan’ın beni izlediğini düşünmesini sağlayabilirsem, belki ne yaptığını daha fazla ortaya çıkarabilirdim.

Sonra yatağın üzerindeki dosyayı hatırladım.

Serkan aceleyle birkaç sayfa bırakmıştı.

Dosyayı açtığımda ilk sayfada farklı kadınların isimleri ve tarihler vardı. Bazılarının yanında “uyandı”, “şüphelendi” ve “devam edildi” gibi kısa notlar bulunuyordu. O kelimeleri gördüğüm anda mideme bir ağrı girdi. Birkaç sayfa daha çevirdim ve kendi ismimi gördüm.

Derya — 3. aşama.

Altında son üç haftaya ait tarihler vardı.

Bir süre nefes alamadım.

Fakat asıl şaşırtıcı olan, dosyada benimle ilgili yazılanların arasında Serkan’ın bilemeyeceğini düşündüğüm bazı ayrıntıların bulunmasıydı. Gün içinde nerede olduğum, kiminle konuştuğum, hangi saatlerde evden çıktığım ve bazı geceler neden uyumadığım not edilmişti. Birinin beni uzun süredir izlediği açıktı.

Tam dosyayı kapatacakken son sayfada bir telefon numarası gördüm.

Numara bana tanıdık geliyordu.

Telefonumu elime alıp rehberime baktığımda kalbim duracak gibi oldu.

Numara Buse’ye aitti.

Kız kardeşimin numarası neden Serkan’ın dosyasındaydı?

O anda aklıma günler önce yaptığı telefon görüşmesi geldi. Buse beni aradığını söylemişti ama ben o konuşmayı hatırlamıyordum. Serkan’ın bunu bilmesi mümkün değildi. Eğer Buse de bu işin içindeyse, neden bana yardım etmeye çalışıyor gibi davranmıştı?

Kafam karmakarışık olmuştu.

Tam o sırada koridordan ayak sesleri geldi.

Dosyayı hemen kapatıp eski yerine koydum, yatağa uzandım ve gözlerimi kapattım. Serkan içeri girdiğinde nefesimi düzenlemeye çalışıyordum. Birkaç saniye yatağın yanında bekledi. Sonra eğilip kameraya baktı. Benim hâlâ hareketsiz olduğumu görünce odadan çıktı.

O gece sabaha kadar uyumadım.

Gün ağardığında Serkan işe gitmek için evden çıktı. Kapının kapanmasını bekledikten sonra Buse’yi aradım. Telefon iki kez çaldıktan sonra açıldı.

“Derya?”

“Bana doğruyu söyle.”

Sesim titriyordu.

“Serkan’ın dosyasında senin telefon numaranı buldum.”

Karşı tarafta uzun bir sessizlik oldu.

Sonra Buse derin bir nefes aldı.

“Derya, sonunda gördün demek.”

O cümleyle birlikte bütün vücudum buz kesti.

“Sen biliyor muydun?”

“Her şeyi değil,” dedi. “Ama Serkan’dan şüpheleniyordum. Sana söylemeye çalıştım. Fakat geçen ay beni aradığında konuşmayı hatırlamadığını fark ettim. Telefonunun dinlendiğinden korktum. O yüzden sana doğrudan bir şey söyleyemedim.”

“Peki dosyadaki diğer kadınlar?”

Buse’nin sesi daha da alçaldı.

“Onlardan biri benim eski iş arkadaşımdı.”

O an dosyanın neden bu kadar ayrıntılı olduğunu anladım.

Buse, Serkan’ın yıllar önce çalıştığı şirketle bağlantılı bir kadının gizemli şekilde işten ayrıldığını öğrenmişti. Daha sonra başka kadınların da benzer hikâyeler yaşadığını fark etmişti. Kimse Serkan’dan açıkça şüphelenmiyordu çünkü dışarıdan bakıldığında yardımsever, sakin ve güvenilir bir adam gibi görünüyordu.

“Derya,” dedi Buse, “sakın onunla yüzleşme. Evden çık ve polisi ara.”

“Kanıt olmadan bana inanırlar mı?”

“Kanıtın var. Ama daha önemlisi, kamerayı sakın kapatma.”

Telefonu kapattığımda ne yapacağımı biliyordum.

O gün Serkan’ın dönmesini beklemedim. Evden çıkıp doğrudan güvenli bir yere gittim ve polise başvurdum. Telefonumdaki fotoğrafları, Serkan’ın dosyasını ve kameranın görüntülerini anlattım. Yetkililer eve gidip kayıtları incelemeye başladığında, dosyadaki diğer kadınlardan birinin yıllar önce yaptığı kayıp ihbarıyla bağlantı kuruldu.

Serkan akşam eve döndüğünde ise hiçbir şeyden haberi yoktu.

Ben hâlâ evdeymişim gibi görünüyordum.

Polisin tavsiyesiyle telefonuma gelen mesajlara cevap vermedim. Serkan birkaç kez aradı. Ardından eve geldi. Kapıyı açtığında yüzünde her zamanki sakin ifade vardı.

“Derya?”

Cevap vermedim.

Birkaç dakika sonra yatak odasına geçti.

Kameranın yerinde olmadığını fark ettiğinde yüzündeki ifade değişti.

Sonra siyah çantasını çıkardı.

Fakat bu kez yalnız değildi.

Kapının açılmasıyla polisler içeri girdi.

Serkan olduğu yerde dondu.

İlk kez onu gerçekten korkmuş halde gördüm.

Siyah çantanın içinde yapılan aramada farklı tarihlere ait dosyalar, kayıt cihazları, telefonlar ve daha önce hakkında kayıp ihbarı bulunan bir kadına ait bazı eşyalar bulundu. Serkan uzun süre hiçbir şey söylemedi. Sonunda başını eğdi ve yıllardır insanları manipüle ettiğini kabul etti.

Ben ise o gece yaşadıklarımı düşünürken tek bir şeyi anladım: İnsan bazen en büyük tehlikeyi yabancı birinde değil, her sabah aynı sofraya oturduğu kişinin içinde aramak zorunda kalabiliyordu.

Aylar sonra mahkeme süreci devam ederken Buse’yle birlikte eski dosyaların sahiplerine ulaşmaya çalıştık. Bazıları yaşadıklarını ilk kez anlatabildi. Bazıları ise hâlâ konuşmakta zorlanıyordu. Serkan’ın yaptığı her şey ortaya çıktıkça, onun yıllardır kurduğu güvenilir adam görüntüsü tamamen yıkıldı.

Benim içinse iyileşmek, yalnızca Serkan’dan kurtulmak değildi. Kendime yeniden güvenmeyi öğrenmekti.

Bir süre sonra evden taşındım. Yeni evimde ilk gece mutfağa gidip kendime bir fincan papatya çayı hazırladım. Fincanı ellerimin arasında tutarken uzun süre ona baktım. Bir zamanlar korkuyla bağdaştırdığım o basit içeceğin artık yeniden sıradan bir şey olmasını istiyordum.

Pencereden dışarı bakarken Buse’nin bana söylediği bir cümleyi hatırladım:

“Bazen gerçeği görmek korkutucudur Derya, ama gerçeği bilmeden yaşamak çok daha tehlikelidir.”

Çaydan küçük bir yudum aldım.

Bu kez korkmadım.

Çünkü artık kimsenin beni susturmasına, kendimden şüphe ettirmesine ya da yaşadıklarımı önemsiz göstermesine izin vermeyecektim.

Serkan’ın siyah çantası bana korkunun ne kadar sessiz başlayabileceğini öğretmişti. Ama aynı zamanda, en karanlık sırrın bile bir gün ortaya çıkacağını da göstermişti.

Ve ben o geceden sonra bir daha hiçbir şeyden korkarak yaşamamaya karar verdim.

Çünkü bazı geceler insanın hayatını karartır.

Ama gerçeğin ortaya çıktığı sabah, aynı geceye bir son verir.