2. BÖLÜM
Odadaki sessizlik öylesine ağırdı ki dışarıdan gelen koridor sesleri bile duyulabiliyordu.
Biraz önce kahkahalar atan altı kişi şimdi Kemal’in önünde sessizce duruyordu. Tarık’ın elindeki fotoğraf titriyordu. Meral ise yüzündeki şaşkınlığı gizlemeye çalışarak dosyaya bakıyordu. Aslı’nın gözleri ise doğrudan Lal’in üzerindeydi.
Kemal ağır bir hareketle ayağa kalktı.
“Dün gece hepiniz bu evliliğe güldünüz,” dedi. “Yaşımı konuştunuz, Lal’in niyetini sorguladınız. Hatta onun benim param için evlendiğini söylediniz.”
Bir an durdu.
“Fakat hiç kimse neden evlendiğimizi sormadı.”
Tarık cesaretini toplayıp konuştu.
“Peki neden evlendin?”
Kemal cevap vermeden önce Lal’e baktı.
Genç kız yatağın kenarında oturmuş, ellerini birbirine kenetlemişti.
Kemal’in bakışından sonra başını yavaşça kaldırdı.
“Çünkü başka kimse bana yardım etmedi,” dedi.
Meral kaşlarını çattı.
“Kimden yardım istedin?”
Lal cevap vermedi.
Kemal, çantadan kalın bir belge çıkardı ve masanın üzerine koydu.
“Lal’in ailesi üç ay önce ortadan kayboldu.”
Odadaki herkes birbirine baktı.
“Asıl adı bile bu değil,” diye devam etti Kemal. “Lal, bir süredir kendisini takip eden insanlardan saklanıyor.”
Tarık’ın yüzündeki şaşkınlık arttı.
“Polise gitseydi ya.”
Kemal acı bir gülümsemeyle başını salladı.
“Gitti.”
Sonra dosyadan bir polis raporu çıkardı.
“Fakat şikâyetinden iki gün sonra rapor kayboldu.”
Aslı belgeyi eline aldı.
“Bu nasıl olabilir?”
“Çünkü Lal’in peşindeki insanlar sıradan kişiler değil.”
Kemal fotoğraflardan üçünü yan yana dizdi.
“Bu adamlardan biri sahte tapu işlemleri yapan bir çetenin parçası. Diğeri yıllarca insanları borçlandırıp evlerini ellerinden alan bir aracı. Üçüncüsü ise onların bütün işlemlerini temizleyen kişi.”
Tarık fotoğraflara baktı.
“Peki Lal bunları nereden tanıyor?”
Lal ilk kez konuştu.
“Babam yüzünden.”
Herkes ona döndü.
Lal derin bir nefes aldı.
“Babam yıllarca bir inşaat şirketinde muhasebeciydi. Bir gün şirketin bazı evraklarını fark etti. İnsanların evlerini sahte belgelerle başkalarının üzerine geçiriyorlardı. Babam bunu ortaya çıkarmak istedi.”
Sesi titremeye başladı.
“Sonra onu tehdit ettiler.”
Kemal sessizce yanına oturdu.
“Baban belgeleri sana bıraktı,” dedi.
Lal başını salladı.
“Bana değil. Anneme.”
Bir süre sustu.
“Annem öldüğünde o belgelerin bende olduğunu öğrendiler.”
Aslı’nın yüzü değişti.
“Çantada mı?”
Lal gözlerini Kemal’e çevirdi.
Kemal cevap verdi.
“Hayır. Çantadakiler yalnızca onların peşinde olduğumuzu anlamalarını sağlayacak belgeler.”
Tarık kaşlarını çattı.
“O zaman asıl belgeler nerede?”
Kemal’in yüzünde ilk kez hafif bir gülümseme belirdi.
“Güvende.”
Tam o anda odanın kapısı yeniden çalındı.
Üç kez.
Tok.
Tok.
Tok.
Lal’in yüzü bir anda bembeyaz oldu.
“Onlar…”
Kemal ayağa kalktı.
“Buraya kadar gelmeleri mümkündü.”
Tarık geri çekildi.
“Ne yapacağız?”
Kemal ona baktı.
“Şimdiye kadar yaptığınız gibi panik yapmayacağız.”
Kapıya yaklaşmadı.
Önce telefonunu çıkardı ve bir numarayı aradı.
“Buradalar,” dedi kısa bir cümleyle.
Sonra telefonu kapattı.
Kapının ardından erkek sesi duyuldu.
“Lal, konuşmamız gerekiyor.”
Lal yatağın üzerinde donup kalmıştı.
Kemal ona yaklaştı.
“Bana güveniyor musun?”
Genç kız başını salladı.
“Evet.”
“Öyleyse korkma.”
Kapının dışındaki adam yeniden konuştu.
“Lal, kaçacak yerin yok. Kemal seni sonsuza kadar saklayamaz.”
Kemal’in yüzü sertleşti.
“Bunu birazdan göreceğiz.”
Fakat adamın söyledikleri Lal’i başka bir sebeple korkutmuştu.
Çünkü dışarıdaki kişi Kemal’in adını biliyordu.
Hem de onun Lal’i koruduğunu da biliyordu.
Bu, bir şeylerin içeriden sızdırıldığı anlamına geliyordu.
Kemal hızla odadaki herkese döndü.
“Kimse buradan ayrılmayacak.”
Tarık itiraz edecek gibi oldu.
“Benim bu işle hiçbir ilgim yok.”
Kemal ona sertçe baktı.
“Bundan emin misin?”
Tarık sustu.
Kemal çantasından başka bir belge çıkardı.
Bu kez Tarık’ın yüzüne baktı.
“Çünkü dün gece senin telefonundan bu adamlardan birine mesaj gönderildi.”
Oda buz kesti.
Tarık’ın ağzı açık kaldı.
“Ne?”
“Mesajda, Lal’in hangi odada kaldığı yazıyordu.”
Meral hemen kocasına döndü.
“Tarık?”
Tarık başını iki yana salladı.
“Ben göndermedim.”
Kemal telefonu masaya koydu.
“Mesaj senin telefonundan gönderilmiş.”
Tarık’ın yüzü gerildi.
“Telefonumu dün gece…”
Birden sustu.
Meral ona baktı.
“Ne oldu?”
Tarık yavaşça cebine uzandı.
“Telefonumu düğünde bir ara masada bırakmıştım.”
Kemal başını salladı.
“Biliyorum.”
Aslı şaşkınlıkla sordu:
“Peki bunu kim yaptı?”
Kemal cevap vermedi.
Onun yerine Meral’e baktı.
Kadının yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Bana neden öyle bakıyorsun?”
Kemal çantadan son fotoğrafı çıkardı.
Fotoğrafta Meral vardı.
Bir hafta önce, Lal’in kaldığı eski evin önünde biriyle konuşuyordu.
Tarık’ın nefesi kesildi.
“Meral…”
Kadın geri çekildi.
“Bu bir tesadüf.”
Kemal sakinliğini bozmadı.
“Tesadüf değil.”
Meral’in gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
“Ben sadece borçluydum.”
Tarık ona inanamayarak baktı.
“Ne yaptın?”
“Beni tehdit ettiler.”
Meral’in sesi titriyordu.
“Borçlarımı kapatacaklarını söylediler. Sadece Lal’in nerede olduğunu söylememi istediler.”
Lal gözlerini kapattı.
Kemal ise başını eğdi.
“İşte mesele buydu.”
Kapının dışındaki adamlar artık sessizdi.
Çünkü muhtemelen içeride neler olduğunu anlamışlardı.
Kemal yeniden telefonunu çıkardı.
Birkaç dakika sonra koridordan ayak sesleri yükseldi.
Ardından güvenlik görevlileri ve polisler odaya geldi.
Kapının önündeki iki adam gözaltına alındı.
Ancak olay henüz bitmemişti.
Polislerden biri Kemal’in yanına geldi.
“Belgeler sizde mi?”
Kemal başını salladı.
“Asıl belgeler bende değil.”
Polis şaşkınlıkla ona baktı.
Kemal Lal’e döndü.
“Asıl belgelerin nerede olduğunu yalnızca o biliyor.”
Lal yavaşça ayağa kalktı.
“Artık saklanmak istemiyorum.”
Kemal başını salladı.
“Ben de senden saklanmanı istemiyorum.”
“Peki neden benimle evlendin?”
Bu soru odadaki herkesi susturdu.
Kemal uzun süre cevap vermedi.
Sonunda genç kadının gözlerinin içine baktı.
“Çünkü annen ölmeden önce bana bir mektup gönderdi.”
Lal’in gözleri büyüdü.
“Annem mi?”
Kemal cebinden küçük, katlanmış bir kâğıt çıkardı.
“Bana, senden bahsetti. Beni tanıyordu. Yıllar önce babanla aynı projede çalışmıştım.”
Lal kâğıdı elleri titreyerek aldı.
Mektupta birkaç satır vardı.
Annesi, kızını koruması için Kemal’den yardım istiyordu.
Kemal’in gözleri doldu.
“Annen bana, ‘Kızımı kurtarabilecek tek insan sensin,’ diye yazmıştı.”
Lal ağlamaya başladı.
“Peki evlilik?”
Kemal hafifçe gülümsedi.
“Evlilik benim fikrim değildi.”
Lal şaşkınlıkla ona baktı.
“Annenin mektubunda başka bir şey daha vardı. Seni koruyabilmem için yanında kalabileceğim yasal bir bağ gerekiyordu. Fakat sana hiçbir zaman eş gibi davranmayacağıma dair kendime söz verdim.”
Lal gözyaşlarını sildi.
“Bunu neden bana daha önce söylemedin?”
“Çünkü sana güvenli bir hayat vermek istedim. Korku içinde yaşayan bir insanın her gün yeni bir sırla uyanmasını istemedim.”
Aslı sessizce ağlıyordu.
Dün gece herkesin alay ettiği evliliğin aslında bambaşka bir hikâye olduğunu şimdi anlamıştı.
Tarık ise başını eğmişti.
Meral’in yaptığı ihaneti öğrenmiş, kendi telefonunun nasıl kullanıldığını anlamıştı.
“Büyükbaba,” dedi Aslı.
Kemal ona baktı.
“Dün gece sana gülenlerden biri bendim.”
Kemal başını iki yana salladı.
“Sen gülmedin.”
Aslı’nın gözleri doldu.
“Yine de hiçbir şey sormadım.”
Kemal elini onun omzuna koydu.
“Bazen iyi insanların hatası, kötü insanların yaptığı şeyleri fark etmemektir. Önemli olan fark ettikten sonra ne yaptığındır.”
Aylar sonra dava sonuçlandı.
Lal’in ailesinin sakladığı belgeler ortaya çıkarıldı.
Yıllardır yapılan sahte tapu işlemleri açığa çıktı ve birçok mağdurun evleri geri verildi.
Lal de artık saklanmak zorunda değildi.
Fakat Kemal’in hayatındaki en büyük değişiklik bundan sonra gerçekleşti.
Bir sabah Lal onun karşısına oturdu.
“Artık evlenmiş gibi davranmak zorunda değiliz.”
Kemal gülümsedi.
“Biliyorum.”
“Peki şimdi ne olacağız?”
Kemal bir süre düşündü.
“Bilmiyorum.”
Lal de gülümsedi.
“Ama ilk kez bunu korkmadan söyleyebiliyorum.”
İkisi de evliliklerinin gerçek anlamının hiçbir zaman insanların düşündüğü gibi olmadığını biliyordu.
Kemal, Lal’i kurtarmıştı.
Lal ise Kemal’e yıllardır unuttuğu bir şeyi hatırlatmıştı:
Bir insanın yaşı, hayatında yeniden birine iyilik yapmasına engel değildi.
Yıllar önce askerlik hayatında insanları korumayı görev bilen Kemal, hayatının son döneminde aynı görevi bir genç kız için üstlenmişti.
Ve Lal, herkesin onun parası için Kemal’le evlendiğini düşündüğü o günlerde, aslında tek istediği şeyin hayatta kalmak olduğunu kanıtlamıştı.
Bir yıl sonra küçük bir aile toplantısı yapıldı.
Bu kez kahkahalar farklıydı.
Kimse Lal’in yaşını konuşmadı.
Kimse Kemal’le alay etmedi.
Masada yalnızca Aslı, Tarık, Lal ve Kemal vardı.
Meral ise yaptıklarının sonuçlarıyla yüzleşiyordu.
Aslı bir ara Kemal’e baktı.
“Dede, o eski çantayı hâlâ saklıyor musun?”
Kemal gülümsedi.
“Evet.”
“İçinde hâlâ o belgeler var mı?”
Kemal başını salladı.
“Hayır.”
“Peki içinde ne var?”
Kemal çantayı açtı.
İçinden tek bir şey çıkardı.
Lal’in annesinin eski mektubu.
“Artık yalnızca bu var.”
Lal mektuba baktı.
Kemal onu genç kadına uzattı.
“Bence artık bunu sen saklamalısın.”
Lal mektubu aldı ve göğsüne bastırdı.
O gün herkes bir gerçeği anlamıştı.
İnsanlar bazen gördükleri şeylere bakarak hüküm verir.
Bir seksen yaşındaki adamla on sekiz yaşındaki genç kadının evliliğini gördüler ve hemen alay ettiler.
Ama kimse hikâyenin arkasındaki acıyı, korkuyu ve fedakârlığı görmedi.
Kemal’in eski evrak çantası aslında para ya da mal varlığı taşımıyordu.
Bir insanın başka bir insan için verdiği sözü taşıyordu.
Ve o söz, yıllar boyunca korundu.
Kemal hayatının son dönemlerinde sık sık aynı cümleyi söylerdi:
“İnsanların ne gördüğü önemli değil. Önemli olan, senin neden yaptığını bilmendir.”
Lal de yıllar sonra kendi hayatını kurdu.
Kendi evini aldı.
Kendi işini kurdu.
Ve bir gün, Kemal’in eski çantasını çalışma masasının üzerine koydu.
Çantayı açtı.
İçinde yalnızca annesinin mektubu vardı.
Altına küçük bir not bıraktı:
“Beni herkesin önünde savunamadığın için değil, kimse görmezken bile beni koruduğun için teşekkür ederim.”
Sonra çantayı kapattı.
Çünkü artık korunmaya ihtiyacı yoktu.
Ve Kemal’in ona verdiği en büyük hediye, bir evlilik değil, kendi hayatını korkmadan yaşayabilme özgürlüğüydü.
Düğün gecesi herkes Kemal’in sabaha kadar dayanıp dayanamayacağını merak etmişti.
Oysa gerçek sınav gece boyunca onun bedeni değil, verdiği söz olmuştu.
Ve seksen yaşındaki o adam, hayatının belki de en önemli sözünü sonuna kadar tutmuştu.
