“Söylediği şeyin anlamını kavradığım anda kanım adeta dondu.”
Duru birkaç saniye boyunca sessiz kaldı. Sonra küçük ellerini masanın üzerine koyup Berrin’e baktı. “Çünkü annem bana onunla ilgili bir şey söyledi,” dedi. Masadaki herkes birbirine bakarken ben kızımın ne demek istediğini anlamaya çalışıyordum. Berrin’in yüzündeki ifade ise bir anda değişmişti. Az önce gülümseyen kadın gitmiş, yerine gözlerini kaçıran, dudaklarını birbirine bastıran biri gelmişti. Annem kaşığını tabağın kenarına bıraktı. Babam sandalyesinde doğruldu. Ben ise Duru’ya biraz daha yaklaşıp, “Annen ne söyledi güzel kızım?” diye sordum.
Duru hiç korkmadan cevap verdi. “Annem bana, Berrin’in seninle evlenmeye gelmediğini söyledi. Seni kandırmaya geldiğini söyledi.”
O anda içimde bir şey koptu. Berrin hemen araya girdi. “Dört yaşındaki bir çocuğun söylediklerine inanacak mısın?” dedi. Sesi sakin görünmeye çalışıyordu ama ellerinin titrediğini açıkça görebiliyordum. Ona baktım. Daha birkaç dakika önce ailemin karşısında hayatımı paylaşacağım kadını överken şimdi içimde korkunç bir şüphe büyüyordu.
“Duru, annen sana bunu ne zaman söyledi?” diye sordum.
Kızım düşünür gibi başını yana eğdi. “Sen uyurken,” dedi. “Geçen gece annem geldi.”
Sandalyemden neredeyse kalkamıyordum.
“Annen mi geldi?”
Duru başını salladı. “Evet. Yatağımın yanında durdu. Bana korkmamamı söyledi. Sonra Berrin’in evde sakladığı şeyi bulmam gerektiğini söyledi.”
Berrin bir anda ayağa kalktı.
“Yeter!”
Sesi o kadar sert çıktı ki Duru irkildi.
Ben hemen kızımın önüne geçtim. “Berrin, neden çocuğa bağırıyorsun?”
Berrin cevap vermedi.
Annem ayağa kalkıp Duru’yu kucağına aldı. Babam ise sessizce bana baktı. O bakışta tek bir şey vardı: Şüphe.
Berrin birkaç saniye sonra derin bir nefes aldı. “Aylin’in ölümünden sonra bu evde herkesin yeri değişti. Duru annesini özlüyor. Bazen rüyasında onu gördüğünü düşünüyor. Söyledikleri de bundan ibaret.”
Mantıklı görünüyordu.
Ama Duru’nun söyledikleri yalnızca bir çocuğun hayali olsaydı Berrin neden bu kadar korkmuştu?
O gece herkes gittikten sonra Duru’yu yatırdım. Ona annesini özlediğinde bana anlatabileceğini söyledim. Küçük kızım boynuma sarılıp, “Babacığım, annem bana yalan söylemedi,” dedi.
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Çünkü bana bir fotoğraf gösterdi.”
Kalbim duracak gibi oldu.
“Ne fotoğrafı?”
Duru yatağının altına uzandı ve küçük bir kâğıt çıkardı.
Fotoğrafa baktığımda yüzüm buz kesti.
Fotoğrafta Berrin vardı.
Ama yanında ben yoktum.
Berrin, Aylin’in ölümünden yaklaşık bir yıl önce çekilmiş bir fotoğrafta, hastanenin önünde başka bir adamla birlikte duruyordu.
Fotoğrafın arkasında tek bir tarih vardı.
Aylin’in doğum yaptığı gün.
Bunu nasıl açıklayacağını bilmiyordum.
Sabaha kadar uyumadım. Ertesi gün Berrin işe gitmek için hazırlandığında ona fotoğrafı gösterdim. Önce inkâr etmeye çalıştı. Sonra yüzünü ellerinin arasına aldı.
“Bunu nereden buldun?”
“Duru’dan.”
Berrin başını kaldırdı.
“Çocukların eline böyle şeyler verirseniz ne bekliyorsunuz?”
“Berrin, fotoğraftaki adam kim?”
Uzun süre sustu.
Sonunda, “Eski bir tanıdık,” dedi.
“Ve neden Aylin’in doğum yaptığı gün hastanenin önündeydiniz?”
Bu kez gözleri doldu.
“Çünkü Aylin’i tanıyordum.”
O cümleyi duyduğumda içimdeki bütün dünya yeniden sarsıldı.
“Ne zamandan beri?”
“Seninle tanışmadan çok önce.”
Bir adım geri çekildim.
“Bana neden söylemedin?”
“Çünkü beni dinlemeyecektin.”
“Belki de dinlerdim!”
Berrin ağlamaya başladı. “Aylin’le aynı yerde çalışmıştık. Çok yakın değildik ama birbirimizi tanıyorduk. O gün hastaneye gitmemin nedeni sen değildin.”
“Peki neden oradaydın?”
Cevap vermedi.
O gece Duru’nun söylediği bir başka şeyi hatırladım.
“Evde sakladığın şeyi bulmam gerekiyormuş.”
Berrin’in yüzündeki korku geri geldi.
“Berrin, ne saklıyorsun?”
“Hiçbir şey.”
Ama artık ona inanmak istemiyordum.
Berrin odasına gittiğinde ben çalışma odasına geçtim. Evdeki bütün çekmeceleri kontrol etmeye başladım. Birkaç dakika sonra yatak odasındaki komodinin arkasında küçük bir metal kutu buldum.
Kutunun kilidi yoktu.
İçinden eski mektuplar, bir USB bellek ve sararmış birkaç fotoğraf çıktı.
Mektuplardan birinin üzerinde Aylin’in el yazısı vardı.
Titreyen ellerimle açtım.
“Eğer bir gün bana bir şey olursa, kızımı koru. Sana her şeyi anlatmak istiyorum ama şu an bunu yaparsam ikimizi de tehlikeye atabilirim.”
Mektubun devamında Berrin’in adı geçiyordu.
Aylin, Berrin’in kendisiyle aylar önce iletişime geçtiğini yazmıştı. Fakat Berrin’in amacı bana yaklaşmak değildi.
Asıl mesele çok daha korkunçtu.
Aylin, doğumdan önce bazı mali belgelerde usulsüzlük fark etmişti. Çalıştığı şirketten önemli miktarda para kaybolmuştu ve bu paranın izleri, benim yıllardır tanımadığım bazı insanlara kadar uzanıyordu.
Berrin ise bu olayın peşine düşen kişiydi.
Aylin’in son mektubunda ise şu cümle vardı:
“Berrin’e güven. Ama ona her şeyi anlatma. Çünkü beni susturmak isteyen kişi sandığından çok daha yakında.”
Mektubu okurken dizlerimin bağı çözüldü.
Berrin’in bana neden yaklaşmış olabileceğini artık farklı görüyordum.
Tam o sırada arkamdan onun sesi geldi.
“Sonunda buldun.”
Arkamı döndüm.
Berrin kapının önünde duruyordu.
“Bana gerçeği anlat,” dedim.
Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
“Seninle tanıştığım gün Duru’yu ilk gördüğümde, Aylin’in kızına baktığımı biliyordum. Ama sana yaklaşmamın nedeni hiçbir zaman para değildi. Aylin benden yardım istemişti.”
“Peki neden benimle evlendin?”
“Çünkü seni korumaya çalışıyordum.”
“Beni kimden?”
Berrin cevap vermeden önce kapıya baktı.
Sonra telefonunu çıkarıp bana bir kayıt dinletti.
Kayıtta Aylin’in sesi vardı.
“Eğer bunu duyuyorsanız, artık bana ulaşamıyorsunuz demektir. Berrin’e güvenin. Çünkü size zarar vermek isteyen kişi ailemizin sandığından daha yakınında.”
Kayıt bitti.
İkimiz de sessiz kaldık.
“Peki o adam kim?” diye sordum.
Berrin gözlerini kapattı.
“Bunu sana söylemeden önce yıllardır taşıdığım bir korkuyu bitirmem gerekiyor.”
“Kim?”
Berrin bana baktı.
“Senin baban.”
Donup kaldım.
Babam mı?
Yıllardır güvendiğim, kızımın yanında duran, Aylin’i kendi kızı gibi seven babam…
“Bu mümkün değil.”
Berrin başını salladı.
“Ben de inanmak istemedim. Ama belgeler onun şirket hesaplarına kadar gidiyor.”
O anda yıllardır bildiğimi sandığım hayatın aslında ne kadar büyük bir yalanın üzerine kurulmuş olabileceğini fark ettim.
Ancak Berrin’in son söylediği şey, bundan bile daha ağırdı.
“Ve Aylin’in ölümünün bir kaza olmadığından şüpheleniyorum.”
O gece polisle iletişime geçtik. Eski dosyalar yeniden incelendi. Belgeler ve kayıtlar teslim edildi. Aylar süren soruşturmanın sonunda babamın şirketten para aktardığı ve Aylin’in bunu öğrendiği ortaya çıktı. Fakat Aylin’in ölümünün doğrudan onun emriyle gerçekleştiği kesin olarak kanıtlanamadı.
Babam suçunu kabul etti.
Berrin ise tüm bu yıllar boyunca Aylin’in istediği şeyi yapmaya çalışmıştı: beni ve Duru’yu korumak.
Bana en zor gelen şey ise yıllarca Berrin’den şüphe etmiş olmamdı.
Bir gün Duru yanıma gelip, “Babacığım, Berrin artık canavar değil mi?” diye sordu.
Diz çöküp onu kucakladım.
“Hayır güzel kızım. Bazen korktuğumuz insanlar canavar değildir. Bazen sadece bize gerçeği söylemekten korkan insanlardır.”
Duru gülümsedi.
Sonra küçük ellerini boynuma doladı.
O gün Aylin’i yeniden kaybetmiş gibi hissettim ama aynı zamanda onun bana bıraktığı en büyük emaneti daha iyi anlamıştım.
Duru.
Ve yıllar sonra ilk kez, geçmişe bakarken yalnızca acıyı değil, gerçeği de görebiliyordum.
Aylin geri gelmeyecekti.
Ama onun sevgisi, Duru’nun gülüşünde ve bizim yeniden kurduğumuz ailede yaşamaya devam edecekti.
Berrin’le ilişkimiz de zamanla değişti. Artık evliliğimizi bir sır üzerine değil, açıkça konuşabildiğimiz gerçeklerin üzerine kurduk.
Çünkü o aile yemeğinde kızımın söylediği tek bir cümle, hayatımı parçalamamıştı.
Tam tersine, yıllardır göremediğim gerçeğin kapısını açmıştı.
Ve o gece Duru bana son kez aynı şeyi söyledi:
“Babacığım, annem artık korkmuyor.”
Gözlerimi kapatıp gülümsedim.
“Ben de artık korkmuyorum kızım.”
Çünkü bazı gerçekler canımızı yaksa da, insanı yalandan kurtaran en büyük iyileşme yine gerçeğin kendisidir.
