BÖLÜM 2:
Komiser Derya’nın sorusu havada asılı kalmıştı. Levent, yıllardır en yakın dostu olarak gördüğü Selçuk’un gerçekten Nermin’i öldürmeye çalışmış olabileceğini zihninde kabullenmek istemiyordu. İnsan bazen gerçeği görmekten değil, gördüğü gerçeğin hayatındaki bütün anıları değiştirmesinden korkardı. Kırk yıl boyunca birlikte büyüdüğü, aynı sıralarda oturduğu, birbirlerinin düğünlerinde yan yana durduğu bir adamdan şüphelenmek kolay değildi. Fakat o küçük bant, Levent’in içinde yıllardır sağlam duran bir duvarı çatlatmıştı.
Derya sessizliği bozdu. “Bana arkadaşın olduğunu değil, şüpheli olduğunu düşünerek cevap ver. Nermin son aylarda senden yardım istedi mi?”
Levent başını eğdi. “Evet. Yaklaşık üç ay önce.”
“Neden?”
“Nermin, Selçuk’un son zamanlarda değiştiğini söyledi. Eve geç geliyor, telefonunu saklıyor, bazı görüşmelerini ondan gizliyordu. Bir kadınla ilişkisi olduğundan şüpheleniyordu.”
Derya not aldı.
“Kadının kim olduğunu biliyor muydu?”
“Hayır. Sadece bir telefon numarası ve birkaç mesaj görmüş.”
“Sonra?”
“Selçuk’la konuşmasını söyledim. Bana ‘Otuz yıllık evlilik, bir ihanet yüzünden bir anda çöpe atılmaz’ dedi. Hâlâ evliliğini kurtarmaya çalışıyordu.”
Derya kalemini bıraktı.
“Ya Selçuk evliliğini kurtarmak istemiyorsa?”
Bu soru Levent’in içine oturdu.
Tam o sırada yoğun bakım kapısı açıldı. Hemşire Sevgi hızla yanlarına geldi.
“Doktor Bey, Nermin gözlerini açtı.”
Levent ayağa fırladı.
Nermin hâlâ çok güçsüzdü. Soluk yüzünde oksijen maskesi vardı. Levent yatağın yanına oturduğunda Nermin gözlerini zorla araladı. Onu görünce birkaç saniye baktı ve elini kaldırmaya çalıştı.
“Konuşma,” dedi Levent. “Henüz kendini yorma.”
Nermin başını iki yana salladı.
“Selçuk…”
Levent ile Derya birbirlerine baktılar.
“Nermin, bana bak. Sana ne olduğunu hatırlıyor musun?”
Kadının gözlerinden yaş süzüldü.
“Evdeydim.”
“Sonra?”
“Selçuk bana çay getirdi.”
Derya hemen yaklaştı.
“Çayı o mu hazırladı?”
Nermin gözlerini kapattı.
“Evet.”
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Nermin titreyen eliyle Levent’in bileğini tuttu.
“Ben… bandı daha önce görmüştüm.”
Levent’in yüzü değişti.
“Hangi bandı?”
Nermin nefes almakta zorlandı.
“Selçuk’un çalışma odasında. Birkaç hafta önce. Ona sordum. Bana bunun eski bir ilaç takip bandı olduğunu söyledi.”
Derya’nın bakışları sertleşti.
“Başka bir şey hatırlıyor musunuz?”
Nermin birkaç saniye düşündü.
“Çaydan sonra göğsüm sıkışmaya başladı. Selçuk ambulansı aradı. Ama ambulans gelmeden önce… bana bir şey söyledi.”
“Ne söyledi?”
Nermin gözlerini Levent’e dikti.
“Artık hiçbir şeyi düzeltmek zorunda kalmayacağını söyledi.”
Levent’in yüzündeki kan çekildi.
Derya hemen odadan çıktı ve ekiplerine talimat vermeye başladı.
Artık bunun bir şüphe olmaktan çıktığını ikisi de biliyordu.
Aynı gün Selçuk’un eczanelerinden ve evinden arama kararı çıkarıldı. Levent hastanede kalıp Nermin’in başında beklerken Derya’dan gelen telefonla öğrendiği şeyler, kırk yıllık dostluğunu tamamen yerle bir etti.
Selçuk’un çalışma odasında ilaçlarla ilgili kayıtların yanında, Nermin’in adına hazırlanmış bazı notlar bulunmuştu. Daha da önemlisi, son üç ay boyunca Nermin’in sağlık durumuyla ilgili ayrıntılı gözlemler yapıldığı ortaya çıkmıştı.
Derya telefonda konuşurken sesi soğuktu.
“Levent, bu adam sadece bir plan yapmamış. Aylarca hazırlık yapmış.”
“Başka ne buldunuz?”
“Bir kadınla görüşmelerini doğrulayan kayıtlar var.”
Levent gözlerini kapattı.
“Kim?”
Derya birkaç saniye sustu.
“Selçuk’un çalıştığı eczanelerden birinde görev yapan muhasebeci. Kadın, Nermin’in evliliklerinin bitmek üzere olduğunu düşündüğünü söylüyor. Selçuk ona Nermin’den boşanacağını, ancak eşinin buna izin vermediğini anlatmış.”
Levent’in midesi bulandı.
“Demek mesele sadece aşk değil.”
“Hayır,” dedi Derya. “Para da var.”
Selçuk’un borçları olduğu ortaya çıkmıştı. Eczanelerinden biri ciddi zarar ediyordu. Nermin’in adına kayıtlı bazı malların satılması hâlinde büyük bir borç kapanabilecekti. Fakat Nermin boşanmayı kabul etmediği gibi, Selçuk’un mali durumunu öğrenmeye başladığı için de onun üzerinde baskı kuruyordu.
Üç ay önce Selçuk, Nermin’in alerjisini yeniden araştırmaya başlamıştı.
Bütün planı bunun üzerine kurmuştu.
Onu önce doğal bir alerjik reaksiyon geçirmiş gibi gösterecek, ardından yıllar önceki alerjisinin yeniden ortaya çıktığını söyleyecekti. Nermin ölürse herkes bunun talihsiz bir sağlık krizi olduğunu düşünecekti.
Ama Selçuk’un hesaba katmadığı tek şey, Levent’in o eski alerjiyi hatırlamasıydı.
Ve o küçük bant.
Derya, Selçuk’u hastanenin otoparkında gözaltına aldığında adamın yüzünde hâlâ sakin bir ifade vardı.
Levent uzaktan onu izliyordu.
Selçuk başını kaldırıp arkadaşını gördü.
“Levent…”
Levent cevap vermedi.
“Sen gerçekten bana inanmayacak mısın?”
Levent birkaç saniye ona baktı.
“Kırk yıl boyunca sana inandım.”
Selçuk’un yüzündeki ifade değişti.
“İşte bu yüzden beni anlaman gerekiyor.”
“Hayır,” dedi Levent. “Tam tersine. Seni kırk yıldır tanıdığım için ne yaptığını anlamak daha da zor.”
Selçuk başını öne eğdi.
Derya onu götürürken Levent’in içinde garip bir boşluk oluştu. Bir insanın hayatından bir dostu kaybetmesi bazen ölümden farklı değildi. Çünkü burada ölen şey yalnızca bir dostluk değildi; Levent’in geçmişe dair inancıydı.
Günler sonra Nermin yoğun bakımdan çıkarıldı.
İyileşmesi zaman alacaktı ama hayattaydı.
Bir öğleden sonra Levent onun odasına girdiğinde Nermin pencerenin yanında oturuyordu.
“Selçuk’u hâlâ düşünüyor musun?” diye sordu Levent.
Nermin uzun süre dışarı baktı.
“İnsan bazen kendisine zarar veren kişiyi değil, o kişinin eskiden kim olduğunu özlüyor.”
Levent sessizce yanına oturdu.
“Onu affedecek misin?”
Nermin başını çevirdi.
“Affetmek başka, yeniden güvenmek başka. Belki bir gün onu affederim. Ama hayatımı onun yaptıklarının gölgesinde yaşamayacağım.”
Sonra elini Levent’in üzerine koydu.
“Sen o gün o bandı görmeseydin bugün burada olmayabilirdim.”
Levent başını salladı.
“Ben sadece işimi yaptım.”
Nermin hafifçe gülümsedi.
“Hayır. Sen yıllar önce tanıdığın bir arkadaşının karısını kurtardın. Ama aslında beni yalnızca o gece kurtarmadın. Bana yeniden kendi hayatımı seçme şansı verdin.”
Aylar geçti.
Selçuk’un davası devam ederken Nermin kendi hayatını yeniden kurmaya başladı. Küçük işletmesinin başına geçti, uzun zamandır ertelediği seyahatlere çıktı ve yıllardır ilk kez yalnız kalmaktan korkmadığını fark etti.
Levent ise eski dostunun yokluğuna alışmaya çalıştı.
Bir gün Nermin hastaneye elinde küçük bir paketle geldi. Paketin içinde, olay gecesi Levent’in sakladığı küçük bant vardı.
“Artık bunu görmek istemiyorum,” dedi Nermin. “Ama atmaya da kıyamadım.”
Levent şaşkınlıkla baktı.
“Onu neden bana veriyorsun?”
“Çünkü benim için artık korkunun değil, hayatta kalmanın sembolü.”
Levent bandı eline aldı.
Bir zamanlar ölümün habercisi gibi görünen küçücük şey, şimdi ona başka bir gerçeği hatırlatıyordu.
İnsanların gerçek yüzünü anlamak bazen kırk yıl sürebilirdi.
Ama bir insanın hayatını yeniden seçmesi için tek bir an yeterliydi.
Nermin kapıdan çıkmadan önce durdu.
“Levent?”
“Evet?”
“Selçuk’la kırk yıl arkadaş oldun. Bu yılları çöpe atmak zorunda değilsin.”
Levent şaşırdı.
“Nasıl yani?”
“Yaşadığın güzel anılar gerçekti. Sadece o anıların sonunda onun nasıl birine dönüştüğünü kabul etmen gerekiyor.”
Levent ilk kez gülümsedi.
Nermin çıktıktan sonra pencerenin önünde uzun süre durdu.
Kırk yıllık dostluk bitmişti.
Bir evlilik sona ermişti.
Bir hayatın bütün dengesi değişmişti.
Ama bir kadın hayatta kalmıştı.
Ve bazen hayat, insana en büyük dersini kaybettikleriyle değil, kurtarabildikleriyle verirdi.
Levent o gece hastaneden çıkarken telefonuna baktı. Yıllardır rehberinde duran Selçuk’un adı hâlâ oradaydı.
Parmağı bir süre ekranın üzerinde bekledi.
Sonra numarayı sildi.
Bunu öfkeyle değil, kabullenerek yaptı.
Çünkü bazı insanları hayatından çıkarmak intikam değildi.
Bazen insanın kendisine verebileceği en büyük söz, bir daha bile bile yanlış kişiye güvenmemekti.