Para ve başımı sokacak bir çatı için yalnız, yaşlı bir kadınla evlendim
Kapağı kaldırırken ellerimin titremesine engel olamadım. Ve içeride gördüğüm ilk şey, adeta kanımı dondurdu... Kutunun en üstünde, marketin arkasında içinde uyuduğum o eski, paslı kamyonetimin anahtarı duruyordu. Hemen altında ise kalın bir dosya ve Muazzez’in o her zamanki özenli, dik el yazısıyla doldurulmuş eski bir defter vardı. Defterin kapağına bir not yapıştırılmıştı: “Gerçekten ne için savaştığını hatırla.” Oda bir anda ölüm sessizliğine büründü. Avukat, yüzündeki o çözülmesi imkansız ifadeyle beni izlerken defterin ilk sayfasını açtım. Sayfalar bana sandığım kadar zeki olmadığımı, aslında ne kadar şeffaf ve zavallı göründüğümü anlatıyordu. Muazzez, evlendiğimiz ilk günden beri her şeyin farkındaydı. Defterdeki ilk satırlar doğrudan ruhuma hitap ediyordu: "Sevgili kocam, ya da kendime itiraf etmem gerekirse, evimi paylaştığım o korkmuş, yaralı çocuk... Seni o kış gecesi, marketin arkasındaki kamyonette donmamak için direksiyona sarılmış uyurken gördüm. Ertesi gün karşına çıktığımda yüzündeki o çaresizliği tanıdım. Benimle evlenmeyi kabul ettiğinde, amacının aşk olmadığını biliyordum. Birkaç yıl katlanıp bu eve çökmek istediğini, her doktor randevumda gözlerimin içine bakıp ne zaman öleceğimi hesapladığını da biliyordum. Tezgahtaki ilaç şişelerini sayarken arkandan seni izliyordum." Okudukça nefesimin kesildiğini hissettim. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu. Hakaret etmiyordu, beni suçlamıyordu; sadece acı bir gerçeği yüzüme vuruyordu devamı sonraki sayfada....