Ben 28 yaşında, güzel bir işe sahip dul bir kadınım
Başlangıçta her şey son derece sıradan ve mesafeliydi. En sevdiklerimiz, izlediğimiz filmler, okuduğumuz kitaplar üzerine konuşuyorduk. Ancak bir süre kadar mesajlaştıktan sonra birbirimize iyice alışmıştık. Kerem, kelimeleri ustalıkla kullanan, ince ruhlu ve inanılmaz derecede anlayışlı bir adamdı. Ekranın o soğuk camının ardında, benim en derin yaralarımı görebiliyor ve onlara şefkatle yaklaşıyordu. Onun günaydın mesajları olmadan güne başlayamaz, gece ona iyi uykular dilemeden gözlerimi kapatamaz olmuştum. Artık rüyalarıma girmeye başlamıştı. Onun yüzünü gerçekte hiç görmemiş olsam bile, zihnimde o kadar tanıdık, o kadar güvenli bir liman inşa etmiştim ki, sanki yıllardır hayatımın tam merkezindeydi.
Aylar süren bu derin, sanal bağın ardından, artık kelimelerin ve emojilerin yetersiz kaldığı o sınıra dayandık. Birbirimizin gözlerinin içine bakmak, o sesin titreşimini gerçek dünyada hissetmek istiyorduk. Daha sonra büyük bir heyecan ve bir o kadar da korkuyla buluşma kararı aldık. Buluşma yeri olarak sahil kenarında, sessiz, küçük ahşap bir çay bahçesini seçtik.
Ve sonra olanlar...
Buluşma günü geldiğinde kalbim göğüs kafesimi kıracakmış gibi atıyordu. Üzerime, eşimin vefatından beri dolabın en arkasında bekleyen o lila rengi elbisemi giydim. Çay bahçesinden içeri adım attığımda, köşedeki masada onu gördüm. Fotoğraflarındaki adamdan çok daha fazlasıydı; yüzünde yaşanmışlıkların izleri ama gözlerinde çocuksu, sıcacık bir umut vardı. Beni gördüğünde gülümsedi ve usulca ayağa kalktı.
O masaya oturduğumda, internette kurgulanan o korkutucu sahte hayal kırıklıklarından hiçbirini yaşamadım. Tam tersine, Kerem beklediğimden çok daha gerçek, çok daha samimiydi. Saatlerce konuştuk. Çaylarımız defalarca soğudu tazelendi, martılar başucumuzda uçuştu ama biz zamanın nasıl aktığını unuttuk. Ne geçmişin o boğucu ağırlığı ne de geleceğin belirsizliği vardı o an masada; sadece birbirini anlamaya çalışan, yaralı ama umutlu iki insan vardık.
O gün anladım ki; bazı hikayeler acıyla yarım kaldığında, hayat size kaleminizi yeniden elinize alma fırsatı sunar. O çay bahçesinde sadece birbirimizin ellerini tutmadık; aynı zamanda beni hapsolduğum o karanlık kuyudan, yasın o soğuk odasından dışarı çıkardı. İnternette başlayan o belirsiz yolculuğun sonu karanlık bir uçuruma değil, aydınlık bir sabaha çıkmıştı. Şimdi, o ilk buluşmanın üzerinden aylar geçti ve ben artık hikayemi "dul bir kadınım" diye başlatmıyorum. Ben, yaralarını sevgiyle sarmayı öğrenmiş, hayata yeniden kocaman gülümseyebilen umut dolu bir kadınım.