Onu tanıdığımda dünyam değişmişti

Beklenmedik Yüzleşme
Kapıyı açan o değildi.

Karşımda, tahminen benim yaşlarımda, üzerinde zarif ama rahat bir yazlık elbise olan, yüzünde son derece sıcak, şefkatli bir gülümsemeyle bakan esmer bir kadın duruyordu. Kadının saçları hafifçe toplanmış, boynunda ise çok tanıdık gelen, ince altın bir kolye parlıyordu. O kolyenin aynısını geçen Sevgililer Günü'nde bana da almıştı... Kadının hemen arkasında, geniş ve aydınlık salondaki devasa oyuncak çadırından fırlayan üç-dört yaşlarında küçük bir erkek çocuğu, "Anne, babam mı geldi? Bisikletimi tamir edecek mi?" diye bağırarak neşeyle kapıya doğru koştu.

O an dizlerimin bağı çözüldü. Sanki görünmez bir el boğazıma yapışmış, nefesimi kesmişti. Elim ayağım buz kesti, mideme koca bir taş oturdu. "Pardon," diyebildim sadece titreyen, cılız bir sesle. "Ben... Yanlış geldim sanırım..."

Kadın son derece samimi bir şekilde gülümsedi. "Kimi aramıştınız? Belki yardımcı olabilirim," diye sordu nazikçe.

Tam o an, içeriden, mutfak tarafından o tanıdık ayak sesleri duyuldu. Uğruna her şeyimi feda ettiğim, bensiz nefes alamadığını iddia eden o ses yankılandı: "Hayatım, kimmiş kapıdaki? Kargo mu geldi?"

Zaman benim için o saniye durdu. Holün sonundan, üzerinde rahat bir şort ve tişörtle o belirdi. Elinde çocuğunun kırık oyuncak arabası vardı. Göz göze geldik. Yüzündeki o kendinden emin, bana her zaman güven veren o mükemmel gülümseme saniyesinde silindi. Rengi adeta kireç gibi oldu, gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi açıldı, elindeki oyuncak araba büyük bir gürültüyle parke zemine düştü. O anki sessizlik, hayatımda duyduğum en sağır edici, en korkunç gürültüydü.

Gerçeğin Soğuk Yüzü
Kadın, kocasının yüzündeki dehşeti ve yere düşen oyuncağın sesini fark edince şaşkınlıkla bana döndü. "Siz kimi aramıştınız?" sorusunu bu kez daha şüpheci, daha tedirgin bir ses tonuyla yineledi.

Boğazıma koca bir yumru oturmuştu. "Ben..." dedim, kelimeler ağzımdan cam kırıkları gibi çıkıyor, dudaklarımı kanatıyordu sanki. "Ben onun..."

Gözlerim tekrar ona kaydı. Bana 'ne olur sus, ne olur yapma' der gibi yalvaran, zavallı ve acınası gözlerle bakıyordu. O an zihnimde şimşekler çaktı. Bütün o anlamsız kavgalarımız, yersiz kıskançlık krizleri zihnimde bir yapbozun parçaları gibi kusursuzca birleşti.

Beni ailemden, arkadaşlarımdan koparmasının, o hastalıklı kısıtlamalarının nedeni asla duyduğu büyük aşk falan değildi; tek bir şeydi: Korku! Başka biriyle konuşursam, sosyalleşirsem onun bu iğrenç ikili hayatını, aslında evli ve çocuklu bir adam olduğunu öğreneceğimden deli gibi korkmuştu. Bana her gün gösterişli çiçekler alması, eski eşiyle mecburiyetten konuştuğunu söyleyip yanımda durarak bana güven vermeye çalışması... Hepsi profesyonelce kurgulanmış bir tiyatro oyununun sahneleriydi. O, "eski eşim" diyerek beni kandırdığı o kadınla aslında hiç boşanmamıştı.

Ben ise sadece onun egosunu tatmin eden, izole edilmiş gizli bir oyuncaktım.

İçimdeki o devasa yıkıma rağmen omurgamı dikleştirdim. Gözyaşlarımın akmasına asla izin vermeyecek, ona bu zaferi tattırmayacaktım. "Ben..." diyerek yutkundum. "Ben ofisten yeni asistanıyım. Önemli ihale dosyalarını masasında unutmuş da, durum çok acil olduğu için uçağa atlayıp bizzat getirmek zorunda kaldım."

Kadının yüzündeki gerginlik anında silindi. "Ah, inanmıyorum, ne kadar düşüncelisiniz! Lütfen içeri buyrun. Eşim de hep işlerinin ne kadar yoğun olduğundan bahsederdi. Sizi hafta sonu buralara kadar yordu demek..."

Uyanış ve Özgürlük
"Hayır," dedim buz gibi bir sesle. Doğrudan onun o titreyen, korkak gözlerinin ta içine bakıyordum. "Hiç yorulmadım. Zaten bu benim onun için yaptığım son görevimdi. Ben bugün itibarıyla istifa ediyorum. Dosyaları kapının önüne bırakıyorum. O bundan sonra ne yapması gerektiğini çok iyi bilir."

Arkamı döndüm ve o villanın bahçesinden nasıl çıktığımı, kiraladığım o arabaya nasıl bindiğimi hiç hatırlamıyorum. Adeta bedenimden ayrılmış gibiydim. Arabanın kapılarını kilitlediğim an, başımı direksiyona gömüp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Hem acımasızca kandırılmışlığıma hem de ona körü körüne inanıp kendi hayatımı, kendi ellerimle nasıl yok ettiğime ağlıyordum. Tutku sandığım şeyin, bir narsistin beni kendi yalan dünyasında tutmak için ördüğü bir hapishane olduğunu çok ağır bir bedel ödeyerek öğrenmiştim.

Telefonum defalarca çaldı. Ekranda onun ismi yanıyordu. Hiç düşünmeden telefonu kapattım, hattımı çıkarıp kırdım ve camı sonuna kadar açtım. İzmir'in o ılık rüzgarı yüzüme çarparken, içimdeki o kavurucu yangının yavaş yavaş küle dönüştüğünü hissediyordum. Hayatımın en büyük şokuydu, evet. Ama aynı zamanda hayatımın en acımasız, en gerekli uyanışıydı.

O günden sonra hayatımda büyük bir temizlik yaptım. Evimi taşıdım, şehrimi değiştirdim. Bana unutturmaya çalıştığı arkadaşlarımı, onun yüzünden sırt çevirdiğim canım ailemi arayıp özür diledim. Artık kalbimin en derinlerinde biliyordum ki; gerçek aşk seni görünmez bir kafese kapatan o zehirli duygu değildi. Gerçek aşk özgürlüktü; kanatlandırmaktı, şartsız güvendi.

Ben o gün o villanın kapısında sadece devasa bir yalanı bırakmamış; gasp edilen kendi hayatımı, özgürlüğümü ve onurumu da geri almıştım. Şimdi, o karanlık günlerden geriye sadece ruhuma kazınmış büyük bir ders kaldı. Ve ben, kendi gerçeğimle eskisinden çok daha güçlü, çok daha aydınlık bir yolda, sadece kendim için yürüyorum.

FOTO GALERİLER