Whatsappdurumlari.Net
  • Anasayfa
  • Whatsapp Durumları
  • Whatsapp Bilgileri
  • Haber
  • Genel
  • iletişim

Kategoriler

Haber Kategorileri

  • Foto Galeri
  • Genel
  • Haber
  • Videolar
  • Whatsapp Bilgileri
  • Whatsapp Durumları

Galeri Kategorileri

  • en
Kocamın Sevgilisi Bana Fotoğraf Gönderip “SENİN DEVRİN BİTTİ, ARTIK O BENİM!” Dedi. Üç Hafta Sonra Kapıma Gelip Diz Çöktü!

Kocamın Sevgilisi Bana Fotoğraf Gönderip “SENİN DEVRİN BİTTİ, ARTIK O BENİM!” Dedi. Üç Hafta Sonra Kapıma Gelip Diz Çöktü!

Yazar: • 03.11.2026 13:36

“Yirmi altı.”

“Peki şu anda hangi hastanede?”

Belgin hastanenin adını söyledi. Tanıdığım bir merkezdi.

“Telefonunu çıkar. Önce doktorlarının sana ne anlattığını düzgünce konuşalım.”

Belgin çantasını açarken elleri öyle titriyordu ki telefonunu yere düşürdü. Eğilip aldım. Ekranda Derin'in hastane yatağında çekilmiş bir fotoğrafı vardı.

Solgun ama gülümseyen genç bir kadın… Gözleri annesininkine benziyordu.

O an birinin başka birinin evliliğine verdiği zarar ile hasta bir insanın yardıma ihtiyaç duyması arasında ayrım yapmak zorunda olduğumu anladım.

Belgin'i içeri aldım.

Mutfak masasına oturduğunda kendisine bir bardak su verdim. Ardından önündeki belgeleri incelemeye başladım.

Derin'e birkaç yıl önce ciddi bir böbrek hastalığı tanısı konmuştu. Tedavisi sürerken böbrek fonksiyonları giderek bozulmuş, yakın zamanda diyalize başlamıştı. Nakil için değerlendirme süreci devam ediyordu. Ayrıca son günlerde gelişen bir enfeksiyon nedeniyle hastaneye yatırılmıştı.

Belgelerde gördüğüm şey, Belgin'in anlattığından farklıydı.

“Derin'in şu anda yalnızca nakil beklediği için tehlikede olduğunu söyleyemeyiz,” dedim. “Öncelikle enfeksiyonunun tedavi edilmesi gerekiyor. Doktorları onun durumunu senden daha iyi biliyor. Bir nakil de hemen yapılabilecek bir işlem değil.”

Belgin başını önüne eğdi.

“Bana her şeyin bittiğini söyledi.”

“Kim?”

“Giray.”

O ismi artık duymak istemiyordum.

“Ne söylediğini baştan anlat.”

Belgin derin bir nefes aldı.

“Giray'la sekiz ay önce tanıştım. Bir iş toplantısındaydık. Evliliğinin yalnızca kâğıt üzerinde sürdüğünü, seninle yıllardır ayrı hayatlar yaşadığınızı söyledi.”

Gülmedim. Çünkü söylediği yalan artık beni şaşırtmıyordu.

“Devam et.”

“Derin'in hastalığını öğrendiğinde çok ilgili davrandı. Hastane masrafları için yardım edebileceğini söyledi. Birkaç kez gerçekten para gönderdi. Sonra seninle boşanmak üzere olduğunu anlattı.”

Belgin'in sesi kısıldı.

“Fotoğrafı göndermemi de o istedi.”

Başımı kaldırdım.

“Ne dedin?”

“Senin kıskançlıktan tepki vereceğini, böylece boşanmanın hızlanacağını söyledi. O mesajı yazmamı kendisi önerdi.”

Masanın kenarına tutundum.

“Kendi karısına böyle bir mesaj gönderilmesini mi istedi?”

Belgin gözyaşları içinde başını salladı.

“Biliyorum, yaptığım korkunçtu. Ama onun anlattığına inandım. Sana zarar vermeye hakkım yoktu. Özür dilemek için çok geç olduğunu da biliyorum.”

Bir süre konuşmadım.

Giray son aylarda eve geç geliyor, telefonunu sürekli yanında taşıyor, iş seyahatlerini artırıyordu. Ben onun yorgunluğunu, yaşadığımız ekonomik sıkıntıların etkisi sanmıştım.

Meğer bambaşka bir hayat kuruyormuş.

“Peki şimdi neden seni terk etti?”

Belgin çantasından birkaç banka dekontu çıkardı.

“Derin için biriktirdiğim paranın bir kısmını ona verdim. Bir iş ortaklığına yatıracağını, kazancıyla tedavi sürecindeki giderleri rahatça karşılayabileceğimizi söyledi.”

Dekontlara baktım. Toplam 480 bin TL gönderilmişti.

“Bu parayı neden ona verdin?”

“Çünkü bana resmî bir sözleşme gösterdi. Bir şirketten bahsetti. Ben de araştırmadan güvendim.”

Şirketin adını okuyunca boğazım düğümlendi.

Bu, Giray'ın yıllardır ortak olduğunu söylediği firmaydı. Ancak altı ay önce o firmadaki hissesini sattığını bana bizzat anlatmıştı.

Demek Belgin'e, artık ortak olmadığı bir şirket üzerinden yatırım vaat etmişti.

Telefonumu alıp Giray'ı aradım.

Üçüncü çalışta açtı.

“Süreyya, toplantıdayım.”

“Belgin yanımda.”

Karşı tarafta sessizlik oldu.

“Ne işi var senin evinde?”

“Bunu bana değil, ona soracaksın. Ayrıca 480 bin TL'yi nereye koyduğunu da açıklayacaksın.”

“Süreyya, sakın onun söylediklerine inanma.”

“Akşam eve gel. Konuşmamız gerekiyor.”

Telefonu kapattım.

Belgin korkuyla yüzüme baktı.

“Bana inanıyor musun?”

“Söylediklerini araştıracağım. Ama kızının hasta olduğuna inanıyorum. Önceliğimiz o.”

O gün Belgin'i yalnız göndermedim. Birlikte hastaneye gittik.

Derin'i gördüğümde beklentimin aksine bilinci açıktı. Yorgundu ama sorularımıza cevap verebiliyordu. Annesini görünce gülümsedi.

“Anne, yine ağlamışsın.”

Belgin onun elini tuttu.

“Biraz yoruldum, hepsi bu.”

Derin bana döndü.

“Siz annemin arkadaşı mısınız?”

Bir an duraksadım.

“Bugün tanıştık,” dedim. “Ama sağlık konularında biraz deneyimim var. İzin verirseniz doktorunuzla konuşurken yanınızda olabilirim.”

Derin kabul etti.

Doktoru enfeksiyonun tedavisine başlandığını, diyalizinin sürdürüleceğini ve nakil değerlendirmesinin tıbbi koşullar uygun olduğunda devam edeceğini anlattı. Derin'in durumunun ciddi olduğunu saklamadı ama umutsuz bir tablo da çizmedi.

Belgin ilk kez biraz rahat nefes aldı.

Koridorda yürürken ona şunu söyledim:

“Kimse kızını bir telefon görüşmesiyle kurtaramaz. Ama doğru tedaviyi takip etmesine, sorularına yanıt bulmasına ve yalnız kalmamasına yardımcı olabiliriz.”

“Bunu benim için neden yapıyorsun?”

“Senin için değil, Derin için yapıyorum.”

Akşam eve döndüğümde Giray salondaydı.

Masaya çay koymuş, hiçbir şey olmamış gibi televizyon izliyordu.

“Bugün Belgin'le görüştüm,” dedim.

Yüzü gerildi.

“O kadın dengesiz. Sana anlattıklarına inanma.”

“Fotoğrafı göndermesini sen mi istedin?”

“Saçmalama.”

“Peki ona şirket üzerinden yatırım vaadinde bulundun mu?”

Giray gözlerini kaçırdı.

“Bazı ticari meseleler var. Sen anlamazsın.”

Otuz yıllık evliliğimizde bu cümleyi ilk kez söylemiyordu. Ama ilk kez, ona ne kadar çok şey anlatmaktan kaçındığını göstermek için kullandığını açıkça görebiliyordum.

“Öyleyse bir avukat anlar,” dedim.

Giray ayağa kalktı.

“Beni tehdit mi ediyorsun?”

“Hayır. Kendimi koruyorum.”

O gece ona artık aynı evde yaşamaya devam edemeyeceğimizi söyledim. Yanına alması gereken eşyalarını topladı. Evden çıkmadan önce kapıda durdu.

“Bunca yıllık evliliği bir kadın yüzünden bitirecek misin?”

“Hayır, Giray. Senin yaptığın seçimler yüzünden bitiriyorum.”

Kapıyı kapattığımda beklediğim kadar ağlamadım.

Ertesi sabah kız kardeşimle görüştüm, ardından bir aile hukuku avukatından randevu aldım. Banka hesaplarımızı, ortak mal varlığımızı ve yıllardır imzaladığım belgeleri incelememiz gerekiyordu.

Avukatım, evlilik içindeki mal varlığının nasıl değerlendirileceğini anlattı. Ayrıca Belgin'in para transferlerinin benim açacağım boşanma davasından ayrı bir hukuki mesele olduğunu söyledi.

İki hafta sonra Belgin de kendi avukatıyla birlikte Giray hakkında hukuki yollara başvurdu. Para transferi dekontlarını, sözleşmeyi ve yazışmaları teslim etti. Savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Paranın geri alınmasının kesin olmadığı, sürecin zaman alacağı açıkça anlatıldı.

Ben de öğrendiğim gerçekleri avukatıma aktardım. Giray'ın yalanlarının üzerini örtmedim ama Belgin adına intikam aramaya da girişmedim.

Bu sırada Derin'in hastanedeki tedavisi sürüyordu.

Haftada birkaç kez uğruyor, bazen kitap götürüyor, bazen de yalnızca konuşuyordum. Derin'in en sevdiği şey resim yapmaktı. Hastanede küçük bir deftere sahil kasabaları, eski evler ve sokak kedileri çiziyordu.

Bir gün bana resimlerinden birini gösterdi.

“Burası annemle gitmek istediğim yer,” dedi. “İyileştiğimde küçük bir sahil kasabasında birkaç gün geçirmek istiyorum.”

Resimde mavi pencereli beyaz bir ev vardı.

“Güzel bir hayal,” dedim.

“Annem çok korkuyor. Bazen benden daha fazla.”

“Anneler bazen korkularını saklamakta zorlanır.”

Derin gülümsedi.

“Sizin çocuğunuz var mı?”

“Yok.”

“Üzüldünüz mü?”

“Bir dönem çok istedim. Sonra hayatımın başka şekillerde de anlamlı olabileceğini öğrendim.”

Derin bir süre düşündü.

“Bence siz insanlara iyi geliyorsunuz.”

O sözleri duyunca boğazım düğümlendi.

Yıllardır kendimi yalnızca Giray'ın eşi olarak tanımlamıştım. Oysa ben ondan önce de bir insandım. Mesleğim, arkadaşlarım, hayallerim vardı.

Bir başkasının ihaneti bunları elimden alamazdı.

Aylar geçti.

Giray'ın bana başlangıçta sunduğu açıklamalar, avukatların incelediği belgelerle giderek daha fazla çelişti. Eski şirketindeki ortaklık durumunu olduğundan farklı gösterdiği ortaya çıktı. Belgin'in gönderdiği paranın bir bölümünün çeşitli borç ödemelerinde kullanıldığı anlaşıldı.

Hukuki süreç devam ederken boşanma davamız da ilerledi. İlk zamanlarda Giray öfkeliydi. Sonra pişman olduğunu söyleyen mesajlar göndermeye başladı.

Bir akşam telefonum çaldı.

“Süreyya, otuz yıl kolay silinmez,” dedi.

“Silinmiyor zaten. Ama geçmişin varlığı geleceği aynı şekilde sürdürmem gerektiği anlamına gelmiyor.”

“Beni affedemez misin?”

“Bir gün öfkemi bırakabilirim. Fakat seninle yeniden yaşamak istemiyorum.”

Bu konuşmadan sonra kararımı değiştirmedim.

Derin'in enfeksiyonu kontrol altına alındı. Diyaliz tedavisi devam etti. Nakil merkeziyle görüşmelerini sürdürdü ve uygun donör değerlendirmeleri yapıldı. Annesi gönüllü verici olmak için başvurmuştu ama yapılan testlerde sağlık durumu nedeniyle uygun bulunmadı.

Bu sonuç Belgin'i çok sarstı.

“Öz kızım için bile yapabileceğim şey sınırlı,” dedi hastane bahçesinde.

“Bir anne olmak yalnızca organ verebilmek değildir,” dedim. “Yanında olman, onu dinlemen ve tedavisini desteklemen de önemli.”

Belgin bir süre susup yere baktı.

“Sana yaptığım şeyi hiçbir zaman unutmayacağım.”

“Ben de unutmayacağım.”

“Beni affettin mi?”

“Henüz bilmiyorum.”

Bu cevap onu incitmiş olabilir. Ama bağışlamanın bir borç olmadığını öğrenmiştim. Yardım etmek, her şeyi geçmişte bırakmak zorunda olduğum anlamına gelmiyordu.

Sonbaharda boşanmamız sonuçlandı. Mal paylaşımına ilişkin bazı meseleler ayrıca devam etti. Giray'la yollarımız hukuken ayrılmıştı ama yaşadığımız yılların izlerini taşımaya devam ediyordum.

Yine de evime döndüğüm gün, uzun zamandır ilk kez kendimi huzurlu hissettim.

Duvarların rengini değiştirdim. Giray'ın yıllardır kullanılmayan çalışma odasını kendime küçük bir okuma odası yaptım. Eski hemşirelik arkadaşlarımla daha sık görüşmeye başladım. Bir hasta destek derneğinin gönüllü eğitimlerine katıldım.

Kışın başında Derin'den telefon geldi.

“Süreyya teyze, sana bir şey söyleyeceğim.”

Sesi heyecanlıydı.

“Nakil için uygun bir böbrek bulunduğunu söylediler. Hastanedeyim. Son testleri yapıyorlar.”

Telefonu kapattığımda gözlerim doldu.

Naklin kesin gerçekleşeceğini bilmiyorduk. Organın ve Derin'in tıbbi açıdan uygunluğunun doğrulanması gerekiyordu. Doktorlar tüm riskleri anlattı.

O gece operasyon gerçekleştirildi.

Sonraki günler kolay geçmedi. Derin'in yakın takip edilmesi, ilaçlarının düzenlenmesi ve enfeksiyon belirtileri açısından dikkatle izlenmesi gerekiyordu. Ama zamanla böbrek fonksiyonları iyiye gitmeye başladı.

Taburcu olduğu gün Belgin beni hastanenin çıkışında gördü. Yanıma gelip sessizce sarıldı.

“Teşekkür ederim,” dedi.

“En büyük emeği Derin, doktorları ve ona bağışta bulunan insan verdi,” dedim. “Ben yalnızca yanınızdaydım.”

Birkaç ay sonra Derin'in kontrolleri sürerken doktorunun izniyle kısa bir sahil gezisi planladılar. Belgin beni de davet etti.

Önce kabul etmek istemedim. Aramızdaki geçmiş hâlâ tuhaftı. Ama Derin telefonda neşeyle, “Resmimdeki mavi pencereli evi bulduk, görmeni istiyorum,” deyince fikrim değişti.

Deniz kenarında küçük bir pansiyonun bahçesinde oturduk. Derin kalın hırkasına sarılmış, önündeki deftere martıları çiziyordu. Belgin çayları getirirken bir an bana baktı.

“İlk tanıştığımız günü düşünüyorum,” dedi.

“Ben de bazen.”

“Kapını yüzüme kapatsaydın seni suçlayamazdım.”

“Biliyorum.”

“Peki neden kapatmadın?”

Denize baktım.

“Çünkü Derin'in senin yaptıkların yüzünden cezalandırılmasını istemedim. Bir de hayatım boyunca nasıl bir insan olacağıma Giray'ın ihaneti karar versin istemedim.”

Belgin başını salladı. Daha fazla konuşmadık.

Akşamüstü Derin ikimize çizdiği resmi gösterdi. Mavi pencereli evin önünde üç kadın vardı. Biri bankta oturuyor, diğer ikisi yan yana ayakta duruyordu.

“Bunu size vereceğim,” dedi. “İkiniz de hayatımın zor bir döneminde yanımdaydınız.”

Resmi alıp uzun süre inceledim.

O gün Belgin'le dost olduğumuzu söyleyemezdim. Geçmişte yaşananları silip atmamıştık. Fakat artık birbirimizi yalnızca o korkunç fotoğraf üzerinden tanımlamıyorduk.

Eve döndüğümde Derin'in resmini okuma odamın duvarına astım.

Telefonumda hâlâ Giray'la Belgin'in yan yana oturduğu o fotoğraf vardı. Bir zamanlar ona baktığımda hayatımın bittiğini sanmıştım.

Şimdi o görüntünün anlamı değişmişti.

Bana kaybettiğim bir evliliği değil, kendi hayatımı yeniden kurmaya başladığım günü hatırlatıyordu.

Telefonumdaki eski mesajı sildim. Sonra pencereyi açıp akşamın serin havasını içime çektim.

Bir zamanlar başka bir kadın bana devrimin bittiğini söylemişti. Oysa biten, benim hayatım değildi. Yalnızca kendimi başkasının seçimlerine mahkûm ettiğim dönemdi.

Ve ilk kez geleceğin nasıl olacağını bilmemek beni korkutmuyordu.

Fotoğrafa dokunarak içeriği okumaya devam edebilirsiniz

← Önceki
2 / 2
Sonraki →

© 2026 Whatsappdurumlari.Net. Tüm hakları saklıdır.

Oluşturma: WordPress