Bunu söylediği gece aynanın karşısında uzun süre kendime baktım.
Üzerimde yıllardır giydiğim lacivert gecelik vardı. Saçlarım dağınıktı. Yüzümde yorgunluğun izleri vardı. Karnım eskisi gibi düz değildi. Evlendiğimiz ilk yıllardaki halimden oldukça farklıydım.
Ama bütün bunlar, eşimin bana söylediği cümleyi haklı çıkarmıyordu.
“Artık seni eskisi gibi çekici bulmuyorum.”
Başımı kaldırıp ona baktım.
“Bunu bana gerçekten söylüyor musun?”
Ceketini çıkarırken omuzlarını silkti.
“Gerçekleri konuşmanın zamanı geldi. Ben daha genç, daha bakımlı ve kendine dikkat eden bir kadınla olmak istiyorum.”
O anda içimde bir şey kırıldı.
Yıllarca aynı adamın gömleklerini ütülemiş, hastalandığında başında beklemiş, işten yorgun geldiğinde sevdiği yemekleri hazırlamıştım. Onun ailesinin dertlerini kendi dertlerimden önce düşünmüştüm.
Ve şimdi bana baktığında gördüğü tek şey birkaç kilo fazlalıktı.
“Başka biri mi var?” diye sordum.
Cevap vermedi.
Aslında susması her şeyi anlatıyordu.
Ertesi sabah valizini hazırlayıp evden çıktı.
Kapı kapandığında ağlamadım.
Sadece mutfağa gidip kendime kahve yaptım.
Sonra telefonum çaldı.
Arayan üniversiteden eski arkadaşım Selin’di.
Sesimi duyar duymaz bir şeylerin ters gittiğini anladı.
“Ne oldu?”
“Beni bıraktı.”
“Kim?”
“Eşim.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Başka biri mi var?”
“Evet.”
“Sen iyi misin?”
Pencereden dışarı baktım.
“Hayır.”
Sonra aynadaki yansımama baktım.
“Ama olacağım.”
O günden sonra hayatım değişmeye başladı.
İlk iş olarak yıllardır ertelediğim şeylere döndüm. Sabahları yürüyüşe çıkmaya başladım. Bir spor salonuna yazıldım. Ama bunu kocam beni beğensin diye yapmadım.
Kendim için yaptım.
Saçlarımı değiştirdim. Dolabımı yeniledim. Yıllardır yalnızca ev işleri ve eşimin ihtiyaçları için harcadığım zamanı kendime ayırmaya başladım.
Fakat en büyük değişiklik dış görünüşümde olmadı.
Kendime bakışım değişti.
Eskiden aynaya baktığımda kusurlarımı sayardım.
Şimdi güçlü yanlarımı görüyordum.
Üç ay sonra Selin beni bir akşam yemeğine çağırdı.
“Gel, biraz insan içine çık.”
İstemiyordum.
Sonunda ikna oldum.
O gece siyah bir elbise giydim. Elbise vücudumu saklamıyordu ama ben de saklanmak istemiyordum artık.
Restorana girdiğimde birkaç kişi dönüp baktı.
Eskiden bundan utanırdım.
O gece gülümsedim.
Selin kulağıma eğildi.
“Farkında mısın?”
“Neyin?”
“Eskiden insanların sana bakmasından rahatsız olurdun.”
“Artık değil.”
Tam o sırada arkamızdan bir erkek sesi geldi.
“Affedersiniz, sizi rahatsız etmiyorum umarım.”
Döndüm.
Karşımda kırklı yaşlarında, sakin bakışlı bir adam vardı.
“Hayır.”
“Ben Kerem.”
Kibarca elini uzattı.
Elini sıktım.
“Derya.”
O gece uzun uzun konuştuk.
Kerem beni ne kadar kazandığımı, kaç kilo olduğumu ya da neden boşandığımı sormadı.
Nelerden hoşlandığımı sordu.
Çocukken ne olmak istediğimi sordu.
En son ne zaman gerçekten mutlu olduğumu sordu.
Ve ben o gece ilk defa eski kocamın hayatımdan çıkmasının belki de bir son değil, başlangıç olduğunu düşündüm.
Aradan birkaç ay geçti.
Eski eşimden bir telefon geldi.
“Konuşabilir miyiz?”
“Ne hakkında?”
“Her şey hakkında.”
Buluşmayı kabul ettim.
Bir kafede karşılıklı oturduğumuzda onu ilk kez gerçekten yabancı biri gibi gördüm.
Yüzünde pişmanlık vardı.
“Çok değişmişsin,” dedi.
Gülümsedim.
“Evet.”
“Daha güzelsin.”
“Bunu söylemene gerek yok.”
“Derya, hata yaptım.”
Başımı salladım.
“Biliyorum.”
“Onunla düşündüğüm gibi olmadı.”
“Bu benim sorunum değil.”
“Beni affedemez misin?”
Bir süre sustum.
Sonra sakin bir sesle konuştum.
“Seni affettim.”
Gözleri umutla parladı.
“Ama geri dönmeyeceğim.”
Yüzündeki ifade değişti.
“Neden?”
“Çünkü artık beni neden terk ettiğini düşünmüyorum. Neden kendimi senin sevgine göre değerlendirdiğimi düşünüyorum.”
Başını eğdi.
“Derya…”
“Elbette kilolu oldum. Zaman geçti. İnsan değişir. Sen de değiştin. Ama sevgi, insanın bedeni değiştiğinde kapıdan çıkıp gitmek değildir.”
Ayağa kalktım.
“Bana verdiğin en büyük ders, kendimi senden daha fazla sevmem gerektiğini öğretmen oldu.”
Tam çıkarken arkamdan seslendi.
“Hayatında biri var mı?”
Döndüm.
“Evet.”
Yüzü gerildi.
“Kim?”
“Beni olduğum kişi olarak gören biri.”
O akşam eve döndüğümde Kerem beni kapıda karşıladı.
Elinde küçük bir çiçek demeti vardı.
“Nasıl geçti?”
“Geçmişi kapattım.”
Gülümsedi.
“Peki şimdi?”
Elimi tuttu.
“Şimdi hayatıma bakıyorum.”
Aradan bir yıl geçti.
Bir sabah aynanın karşısında dururken eski geceliğimi dolabın en arkasında buldum.
Elime aldım.
Bir zamanlar o geceliğin içinde kendimi çirkin ve yetersiz hisseden kadını hatırladım.
Oysa sorun bedenimde değildi.
Sorun, beni yalnızca dış görünüşüm üzerinden değerlendiren bir adamın sözlerini kendi gerçeğim sanmamdı.
Geceliği dolaba geri koydum.
Aynaya baktım.
Hâlâ birkaç kilom fazlaydı.
Hâlâ kusurlarım vardı.
Ama artık yüzümde başka bir şey vardı.
Huzur.
O gün Kerem yanıma geldi ve bana sarıldı.
“Hazır mısın?”
“Neye?”
“Hayatımızın yeni bölümüne.”
Gülümsedim.
“Ben zaten yeni bölüme çoktan başladım.”
Kocam beni kilolu olduğum için terk etmişti.
Ben ise onun bıraktığı yerde kalmamıştım.
Çünkü bazen bir insanın hayatından çıkması, hayatınızın eksilmesi anlamına gelmez.
Bazen o gidiş, kendinize geri dönmeniz için açılan kapıdır.
Ve benim ona verdiğim en büyük ders, başka bir adamla mutlu olmak değildi.
Onun sevgisine ihtiyacım olmadan da kendimi sevebileceğimi öğrenmekti.