Ödünç Elbisemle Alay Etti: Ertesi Gün Yönetim Masasında Karşılaştık
Sevgilimin milyarder babası, ödünç aldığım elbiseye bakıp kahkaha attı. “Sokak süprüntüsü,” dedi 23 davetlinin önünde. Ona gerçekte kim olduğumu hemen söyleyebilirdim. Bunun yerine yemek için teşekkür edip oradan ayrıldım. Aradan 24 saat bile geçmeden bir yönetim kurulu toplantı odasına girdim ve tam karşısındaki koltuğa oturdum. Beni gördüğü anda yüzündeki gülümseme silindi. “Nehir… Senin burada ne işin var?”
Arda Karahan’la bir yapı markette tanışmıştım.
Elinde iki dolap menteşesi tutuyor, çaresizce onlara bakıyordu.
“Sence bunlar birbirinden farklı mı?”
“Hem de oldukça.”
“Demek son dört saatimi neden boşa harcadığım belli oldu.”
Doğru menteşeyi satın aldıktan sonra beni kahve içmeye davet etti.
Arda, dar gelirli aileler için uygun fiyatlı konut projeleri tasarlıyor, çamur içindeki eski bir arabayı kullanıyor ve her pazar büyükannesini arıyordu. Dördüncü buluşmamızda babasından söz etti.
“Rauf Karahan mı?” diye sordum.
“Adını duydun mu?”
“Benim çalıştığım sektördeki çoğu insan tanır.”
Ona yatırım yönetimi alanında çalıştığımı söylemiştim. O akşam gerçeğin geri kalanını da anlattım.
Resmî adım Selin Nehir Arslan’dı. İş dünyasında Selin Arslan adını kullanıyordum. Yakın çevremdeki herkes ise bana Nehir derdi.
Dokuz yıl önce Kuzey Sermaye adında bir yatırım şirketi kurmuştum. Şirketimiz milyarlarca dolarlık fon yönetiyordu.
Arda telefonuma göz attı.
“Az önce 120 liralık otopark ücreti için on dakika boyunca itiraz mı ettin?”
“İki kere para çekmişler.”
Gülmeye başladı.
İlişkimiz ciddileşince durumu şirket ortaklarıma açıkladım. Çünkü Kuzey Sermaye, babasının şirketine yatırım yapma olasılığını değerlendiriyordu.
Ortağım Sedef Demir, görüşmelerin sorumluluğunu devraldı. Nihai kararı benim katılmadığım bağımsız bir yatırım komitesi verecekti.
Arda, Karahan Holding’in yönetim kurulunda icracı olmayan bir üyeydi. İlişkimizi şirketin baş hukuk müşavirine ve bağımsız yönetim kurulu üyelerinin temsilcisine bildirdi. Onlar da Arda’nın bu işlemle ilgili görüşme ve kararlardan çekilmesini sağladı.
Rauf’a, oğlunun Kuzey Sermaye ile kişisel bir bağlantısı olduğu bildirildi. Ancak oğlunun gereğinden fazla tedbirli davrandığını düşünerek konuyu önemsemedi ve ayrıntıları hukuk ekibine bıraktı.
Bu zorunlu bildirimler dışında Arda, ilişkimizin iş dünyasından ayrı kalmasını istiyordu.
“Babam senin gerçekte ne iş yaptığını öğrenirse aramızdaki her konuşmayı bir finansman toplantısına çevirecek.”
İlk tanıştığımızda kendimi ona gerektiği gibi tanıtmaya karar verdik.
Yedi ay boyunca koyduğumuz sınırlar sorunsuz işledi.
Ta ki Rauf bizi akşam yemeğine davet edene kadar.
O gece giydiğim mavi elbise arkadaşım Pelin’e aitti. Kendi elbisem terzideydi ve Pelin’inki üzerime tam oturmuştu.
İstesem yeni bir elbise satın alabilirdim. Ama bir arkadaşımdan elbise ödünç almak, benim için maddi bir mesele değildi.
Arda’yla birlikte eski Toyota’ma binip davete gittik.
Rauf oğlunu sıcak bir şekilde karşıladı, ardından bakışlarını kıyafetlerimde gezdirdi.
“Arda, finans sektöründe çalıştığını söyledi.”
“Yatırım yönetimi alanında. Aslında kurucusu olduğum…”
Tam o sırada biri ona seslendi. Sözümü bitirmeme fırsat vermeden arkasını döndü.
Yemek sırasında, vakfının çalışmalarını anlatan bir kadının sözünü kestiğini ve bir yöneticisinin inşaat gecikmesiyle ilgili endişelerini küçümsediğini gördüm.
“Sana sorunları anlatman için değil, çözmen için maaş ödüyoruz.”
Bir garson tabağımı almak için uzandığında kadının bileğini tuttu.
“Daha tabağı seyretmeyi bitirmedin mi?” diye sordu bana.
“Bitirdim,” dedim tabağı garsona doğru kaydırarak. “Teşekkür ederim.”
Arda’nın çenesinin gerildiğini fark ettim.
Bir süre sonra davetlilerden biri elbiseme iltifat etti.
“Arkadaşım ödünç verdi,” dedim.
“Ödünç mü?” diye sordu Rauf.
“Evet.”
“Ne kadar da beceriklisin.”
“Baba, alt tarafı bir elbise,” dedi Arda.
Rauf onu duymazdan geldi.
Ailemi sordu. Babamın kalorifer ve ısıtma sistemlerini tamir ettiğini, annemin ise yıllarca bir otelde kat görevlisi olarak çalıştığını anlattım.
“Çalışıyordu, öyle mi?”
“Üç yıl önce emekli oldu.”
“Sayende herhâlde.”
“Evet.”
Annemi emekli edebilmek, bugüne kadar paramla yaptığım en güzel şeydi.
Rauf elindeki şarap kadehini çevirdi.
“Oğlum cömerttir. Ne yazık ki cömertlik, pahalı beklentileri olan insanları kendine çeker.”
“İstersen şirketini sor, baba,” dedi Arda.
“Ben Nehir’le konuşuyorum.”
Rauf’un gözlerinin içine baktım.
“Bana bir soru mu soruyorsunuz?”
“Sadece bir gözlemde bulunuyorum.”
“O hâlde gözleminizi yaptınız.”
Yüzündeki gülümseme kayboldu.
Elbisemin koluna baktı ve o aşağılayıcı sözleri söyledi.
Arda babasından özür dilemesini istedi. Rauf ise bunun yalnızca bir şaka olduğunu savundu.
Ardından Arda bana döndü.
“Nehir, lütfen söylediklerine kulak asma.”
“Ne söylediğini gayet iyi duydum.”
Rauf’a yemek için teşekkür ettim ve oradan ayrıldım.
Babası beni bırakmasını söylemesine rağmen Arda peşimden geldi.
Dışarı çıktığımızda, “Seni oradan daha önce çıkarmalıydım,” dedi.
“Evet.”
“Olay çıkarmadan onu durdurabileceğimi düşündüm.”
“O zaten yeterince olay çıkarmıştı.”
Vale eski Toyota’mı getirdiğinde Arda’dan kendisine bir araç çağırmasını istedim.
“Eve yalnız dönmem gerekiyor.”
Elini arabanın yolcu kapısından çekti.
“Aramız iyi mi?”
“Yarın konuşuruz.”
O gece neredeyse hiç uyuyamadım.
Hakaret canımı yakmıştı. Ama aklım sürekli ofisimdeki raporlara gidiyordu.
Kuzey Sermaye, beş aydır Karahan Holding’e yaklaşık 1 milyar dolarlık yatırım yapma ihtimalini inceliyordu.
Şirketin lojistik alanındaki büyüme projesi bütçeyi aşmıştı. Tesislerin kapasitesi yeterince kullanılmıyordu. Büyük bir borç yapılandırmasının gerçekleşmesi, şirkete yeni sermaye girmesine bağlıydı.
Üstelik yönetimle ilgili endişe verici raporlar da vardı.
Üst düzey yöneticiler, Rauf’un kötü haber getiren kişileri cezalandırması yüzünden sorunların gizlendiğini anlatıyordu. Satın alma sözleşmelerinde onun eski dostlarına ayrıcalık tanınıyordu. Deneyimli yöneticiler birer birer şirketten ayrılıyordu.
Rauf’un ekibi ise bu anlatılanları eski çalışanların kırgınlığına bağlıyordu.
Rauf’un ekibi ise bu anlatılanları eski çalışanların kırgınlığına bağlıyordu.
Daha güçlü denetim mekanizmaları oluşturacaklarına söz veriyor, ardından sözleşmelerin her yeni taslağında bu güvenceleri biraz daha zayıflatıyorlardı.
Rauf şirketin en büyük hissedarıydı ama oyların çoğunluğuna sahip değildi. Gücünün büyük bölümü, yıllardır kendisini destekleyen yönetim kurulu üyelerine dayanıyordu.
O akşam yemeğinden sonra raporlarda okuduklarım benim için farklı bir anlam kazanmıştı.
Ertesi sabah saat 06.45’te Sedef’i arayıp yaşananları anlattım.
“Bu, bir hakarete karşı verilen milyar dolarlık bir intikama dönüşemez,” dedi.
“Biliyorum. Ama ekibinin inkâr ettiği sorunlarla birebir örtüşen davranışlara tanık oldum. Yeniden değerlendirme yapılmasını isteyeceğim ve karar sürecinin dışında kalacağım.”
“Başka bir sorun daha var,” dedi. “Gönderdikleri son taslakta, üzerinde anlaşılan hedeflerin tekrar tekrar tutturulamaması hâlinde genel müdürü değiştirme hakkımızı yine kaldırmışlar.”
Komite zaten nihai belgeleri incelemek üzere saat 09.00’da toplanacaktı. Sedef imza sürecini durdurdu ve çözülemeyen sorunları komitenin önüne getirdi.
Ben de akşam yemeğinde yaşananları ve olayla kişisel bağlantımı içeren, yalnızca gerçeklere dayalı yazılı bir açıklama sundum.
Ardından süreçten tamamen çekildim.
Önerilen yatırım henüz nihai onay almamıştı. Saat 11.20’de komite oy birliğiyle yatırımdan vazgeçme kararı verdi.
Sedef gerekçeyi açıkladı.
“Üzerinde anlaştığımız güvenceleri defalarca kabul edip sonra sözleşmeden çıkarmaya çalıştı. Artık bu ortaklığın sağlıklı şekilde yürüyebileceğine güvenmiyoruz.”
Hiçbir zafer duygusu hissetmedim. Aylarca süren emek boşa gitmişti ve binlerce çalışanın geleceği belirsizlik içindeydi.
Ama o şirketin sorunları, ben Rauf’un yemek masasına oturmadan çok önce başlamıştı.
Öğle yemeğinden sonra Arda aradı.
“Babam, Kuzey Sermaye’nin şirketini elinden almaya çalıştığını söylüyor.”
“Yatıracağımız parayı koruyabilmek için denetim yetkileri istiyorduk.”
“Dün gece yaşananların bu kararda etkisi oldu mu?”
“Yeniden inceleme istememin nedenlerinden biriydi. Ama kararı komite bağımsız olarak verdi.”
Bir süre sessiz kaldı.
“Onun kendi kendine susmasını beklediğim için üzgünüm.”
Bu sözler benim için başka bir özür vaadinden çok daha değerliydi.
Sonra, “Babam Selin Arslan’la görüşmek istiyor,” dedi.
“Kim olduğumu biliyor mu?”
“Hayır. Kuzey Sermaye ile bir bağlantım olduğunu hatırladığı için beni aradı. Asistanını Sedef’e yönlendirdim.”
Sedef o öğleden sonra Rauf’la görüşmeyi kabul etti. Yemekte yaşananlarla ilgili sunduğum açıklamayı gerektiğinde doğrulamam için benim de toplantıya katılmamı istedi. Komitenin kararını ise kendisi açıklayacaktı.
Saat tam 15.00’te yönetim kurulu toplantı odasına girdim.
Rauf, şirketin mali işler direktörü Metin Yalçın ve dışarıdan gelen bir avukatla birlikte masada oturuyordu.
Önce kapıya doğru baktı, ardından gözlerini yeniden bana çevirdi.
“Nehir?”
…
Rauf’un yüzündeki şaşkınlığı görmek beklediğimden daha rahatsız ediciydi.
Birkaç saniye boyunca kimse konuşmadı. Ardından Rauf sandalyesinde doğruldu.
“Senin burada ne işin var?”
Kapıyı arkamdan kapattım.
“Toplantıya katılmam istendi, Rauf Bey.”
“Bu özel bir iş görüşmesi.”
“Evet. Ben de bu nedenle buradayım.”
Rauf, Sedef’e döndü.
“Bu kadın oğlumun sevgilisi. Dün akşam evimde misafirdi.”
Sedef sakince başını salladı.
“Biliyorum. Kendisi Kuzey Sermaye’nin kurucusu Selin Arslan.”
Metin Yalçın’ın elindeki kalem masaya düştü.
Rauf önce Sedef’e, sonra bana baktı.
“Selin Arslan sensin?”
“Evet.”
“Dokuz yıl önce Kuzey Sermaye’yi kuran kişi?”
“Doğru.”
Rauf arkasına yaslandı. Yüzündeki ifade birkaç saniye içinde şaşkınlıktan öfkeye dönüştü.
“Demek bütün bunlar bir oyunmuş.”
“Ne demek istediğinizi anlamadım.”
“Dün gece sıradan bir çalışan gibi davranıyordun. Şimdi karşıma şirket sahibi olarak çıkıyorsun.”
“Size ne iş yaptığımı anlatmaya çalıştım. Sözümü bitirmeme izin vermediniz.”
Avukat boğazını temizledi.
“Rauf Bey, toplantının gündemine geçebilir miyiz?”
Ama Rauf beni işaret etti.
“Bu kadın benim şirketim hakkında karar verecek konumda mı?”
Sedef önündeki dosyayı açtı.
“Nehir Hanım yatırım komitesinde yer almadı. Karar bağımsız olarak alındı. Kendisi yalnızca dün akşam yaşananlarla ilgili sunduğu yazılı açıklamayı doğrulamak için burada.”
“Yani bir akşam yemeği yüzünden milyar dolarlık anlaşmayı iptal ettiniz!”
“Hayır,” dedi Sedef. “Anlaşmayı, kabul edilebilir bir denetim yapısı üzerinde uzlaşamadığımız için sonlandırdık.”
Metin sandalyesinde kıpırdandı.
“Sedef Hanım, bu konuları çözebileceğimizi söylemiştik.”
“Beş aydır söylüyorsunuz. Ancak son taslakta bile temel güvenceler kaldırılmış.”
Rauf masaya vurdu.
“Benim kurduğum şirkete gelip nasıl yöneteceğimi söyleyemezsiniz!”
Sedef dosyadan bir sayfa çıkardı.
“Tam olarak endişelendiğimiz konu bu.”
Odadaki sessizlik ağırlaştı.
Rauf’un bakışları yeniden bana döndü.
“Demek beni küçük düşürmek için geldin.”
“Hayır. Dün gece yaşananlardan dolayı yatırımın iptal edilmesini talep etmedim. Yalnızca gözlemlediğim davranışların raporlardaki sorunlarla örtüştüğünü bildirdim.”
“Ve şimdi ne bekliyorsun? Özür mü?”
“Bir özür, yatırım komitesinin kararını değiştirmez.”
Rauf dudaklarını sıktı.
“Her şeyin bir fiyatı vardır, Nehir.”
“İnsanların saygısının olmamalı.”
Bu kez cevap vermedi.
Sedef toplantıyı bitirdiğinde Rauf’un avukatı önündeki belgeleri topluyordu. Metin ise hâlâ aynı sayfaya bakıyordu.
Koridora çıktığımda arkamdan bir ses duydum.
“Nehir Hanım, bir dakika.”
Metin’di.
Endişeyle toplantı odasının kapısına baktı.
“Sizinle konuşmam gerekiyor. Ama burada değil.”
Sedef hemen yanıma geldi.
“Konuşmak istediğiniz konu şirketinizle ilgiliyse hukuk danışmanlarımız aracılığıyla ilerlemelisiniz.”
Metin başını salladı.
“Elbette. Yalnız şunu bilin, raporlarda yazanların hepsi eski çalışanların şikâyeti değil.”
Bir an duraksadı.
“Bazıları hâlâ içeride çalışan insanların korkarak anlattıkları.”
Sonra hiçbir şey söylemeden uzaklaştı.
O akşam Arda kapımı çaldığında elinde çiçek yoktu. Sadece küçük bir kâğıt poşet tutuyordu.
“Yemek yemediğini tahmin ettim,” dedi.
İçinde sevdiğim fırından aldığı iki sandviç vardı.
Mutfağa geçtik. Arda sandviçleri tabaklara yerleştirirken sessizdi.
Sonunda karşıma oturdu.
“Babam aradı.”
“Tahmin ettim.”
“Beni, seninle birlikte onu tuzağa düşürmekle suçladı.”
“Sen ne söyledin?”
“Senin kim olduğunu bilmemesinin kendi tercihi olduğunu.”
Gözlerimi kaldırdım.
Arda devam etti.
“Sonra bana ailemi mi yoksa seni mi seçeceğimi sordu.”
“Ve?”
“Bunun bir seçim olmadığını söyledim. Seninle birlikte olmam, onun yanlışlarını savunmam gerektiği anlamına gelmiyor.”
İçimdeki gerginlik biraz hafifledi.
“Ama seninle de konuşmam gereken bir şey var,” dedi.
Bekledim.
“Babamın ne kadar kaba olabileceğini biliyordum. Seni onunla tanıştırırken yeterince hazırlıklı değildim. Dün gece defalarca müdahale edebileceğim anlar vardı.”
“Arda…”
“Hayır, bitireyim. Seni savunmak için önce hakaretin dayanılmaz bir noktaya gelmesini bekledim. Bu doğru değildi.”
Elini masanın üzerine koydu.
“Bir daha böyle davranmayacağım.”
Elini tuttum.
“Senden babanla kavga etmeni istemiyorum. Sadece gerektiğinde yanımda durmanı istiyorum.”
“Duracağım.”
Sonraki üç hafta beklenmedik derecede hareketli geçti.
Kuzey Sermaye’nin çekildiği haberi finans çevrelerine yayıldı. Karahan Holding başka yatırımcılarla görüşmeye başladı ancak mevcut borçları ve büyüme projesindeki gecikmeler yeni finansman bulmasını zorlaştırıyordu.
Ben gelişmeleri kamuya açık haberlerden takip ediyordum. Şirketimiz yatırım sürecinden tamamen çekilmişti.
Bir cuma sabahı Sedef odama geldi.
“Metin Yalçın şirketin bağımsız denetim komitesine resmî bildirimde bulunmuş.”
“Ne hakkında?”
“Bazı satın alma sözleşmelerinde usulsüzlük şüphesi varmış. Ayrıca yönetim kuruluna iletilmeyen maliyet raporları olduğunu söylüyor.”
“Bizimle iletişime geçti mi?”
“Hayır. Kendi avukatları aracılığıyla hareket etmiş. Bir gazeteci konuyla ilgili sorular sorunca öğrendik.”
Derin bir nefes aldım.
“Umarım çalışanlar zarar görmez.”
Sedef yüzüme baktı.
“Sen hâlâ o şirketin insanlarını düşünüyorsun.”
“Çünkü şirket dediğimiz şey yalnızca hissedarlardan ibaret değil.”
İki hafta sonra Karahan Holding’in yönetim kurulu olağanüstü toplantıya çağrıldı.
Bağımsız denetçiler, lojistik yatırımlarında kullanılan bazı taşeron şirketlerle Rauf’un eski iş ortakları arasında açıklanmamış ticari bağlantılar bulunduğunu belirlemişti.
Bu durum tek başına bütün sözleşmelerin hukuka aykırı olduğunu kanıtlamıyordu. Ancak ilişkili taraf işlemlerinin yeterince açıklanmadığını ve bazı kararların gerekli onay süreçlerinden geçmediğini gösteriyordu.
Daha kötüsü, yönetime sunulan ilk maliyet tahminleriyle bankalara iletilen rakamlar arasında ciddi farklılıklar vardı.
Rauf her şeyi reddetti.
Bunların şirketi ele geçirmek isteyen kişilerin hazırladığı bir kumpas olduğunu söyledi.
Ancak yönetim kurulunun elindeki belgeler başka sorular doğuruyordu.
Arda o gün akşam saatlerinde beni aradı.
“Babam geçici olarak genel müdürlük görevinden uzaklaştırıldı.”
“Sen iyi misin?”
“Ne hissettiğimi bilmiyorum.”
Yanına gitmek için hazırlanırken devam etti.
“Yıllarca insanların ona haksızlık ettiğini düşündüm. Çünkü eve geldiğinde hep kendisinin ne kadar çalıştığını anlatırdı.”
Bir süre sustu.
“Meğer çalışanlarından bazıları ona gerçeği söylemeye bile korkuyormuş.”
Arda’nın evine gittiğimde salonun ortasında eski bir fotoğraf albümü açıktı.
Bana çocukluk fotoğrafını gösterdi.
“Babam ilk şirketini kurduğunda böyle değildi. En azından ben öyle hatırlıyorum.”
Fotoğrafta Rauf, küçük Arda’yı omuzlarına almış gülümsüyordu.
“İnsan değişebilir,” dedim.
“Belki de ben büyüdükçe onu daha iyi görmeye başladım.”
O gece uzun uzun konuştuk.
Arda yönetim kurulundaki görevinden ayrılmayı düşünüyordu. Şirketin yönetimiyle ilgili karar süreçlerinden zaten çekildiği yatırım sona ermişti. Ancak şimdi başka bir sorumluluğu vardı.
“İstifa edersem her şeyi arkamda bırakmış olacağım,” dedi.
“Kalmak istiyorsan nedenini düşün.”
“Çalışanların sesini duyurmak istiyorum.”
“O hâlde bunu babana karşı kazanılacak bir savaş olarak görme. Yapılması gereken bir iş olarak gör.”
Ertesi hafta Arda görevinde kaldığını açıkladı.
Bağımsız denetimin genişletilmesini, çalışanların misilleme korkusu yaşamadan şikâyette bulunabileceği bir sistem kurulmasını ve yeni yönetici seçiminin dışarıdan uzmanların desteğiyle yürütülmesini destekledi.
Rauf bu kararlara öfkelendi.
Oğluna gönderdiği mesajı Arda bana gösterdi.
“Sen de beni sattın.”
Arda cevap yazmadan önce uzun süre düşündü.
Sonunda yalnızca şunu gönderdi:
“Sana karşı değil, şirketin geleceği için doğru olduğuna inandığım kararı verdim.”
Bir ay sonra Metin Yalçın’la ilgili yeni bir haber çıktı.
Bağımsız denetim, şüpheli sözleşmelerin bir kısmının Rauf’un doğrudan bilgisiyle onaylandığına ilişkin belgeler bulmuştu. Diğer bazı işlemler ise hâlâ inceleniyordu.
Metin, görevini sürdürürken denetçilere bütün kayıtları teslim etmişti.
Rauf hakkında şirket içinde hukuki süreç başlatıldı. Mali tablolardaki olası yanlış beyanlar da ilgili kurumlara bildirildi.
Ancak bu gelişmeler şirketin hemen düzeleceği anlamına gelmiyordu.
Bankalarla yeniden görüşülmesi gerekiyordu. Bazı büyüme projeleri ertelendi. Yönetim, çalışanları korumaya çalışsa da belirli sözleşmelerin yenilenmeyeceğini açıkladı.
Arda bu kararlardan en az zarar görecek kişileri değil, en çok etkilenecek çalışanları düşünüyordu.
Bir akşam eve geldiğinde yorgunluktan gözlerini açık tutamıyordu.
“Bugün depo çalışanlarının temsilcileriyle görüştüm,” dedi.
“Nasıl geçti?”
“İyi değildi. İnsanlar geleceklerinden korkuyor.”
“Ne yapmayı planlıyorsunuz?”
“Yönetim kurulundan, ertelenen projelerde çalışanlar için yeniden yerleştirme ve eğitim bütçesi ayırmasını isteyeceğim.”
Gülümsedim.
“Bu, senin gerçekten iyi olduğun iş.”
Birkaç gün sonra beklemediğim bir telefon aldım.
Arayan Rauf’tu.
Numarasını görünce açmakta tereddüt ettim.
“Nehir, konuşabilir miyiz?”
Sesi tanıştığımız geceden çok farklıydı.
“Buyurun.”
“Senden para istemiyorum. Bir anlaşma da istemiyorum.”
Dinledim.
“Özür dilemek istiyorum.”
Bir an sessiz kaldım.
“Dün gece için mi?”
“Yalnızca o gece için değil. Seni tanımadan hakkında hüküm verdim. Ailenin ne iş yaptığına, elbisene, kullandığın arabaya bakıp seni küçümsedim.”
Bu sözlerin arkasından bir bahane geleceğini sandım.
Ama gelmedi.
“Arda bana annenin yıllarca çalıştıktan sonra senin desteğinle emekli olduğunu anlattı. O akşam bunu duyduğumda bile güzel bir şey göremedim. Çünkü insanları yalnızca sahip olduklarıyla değerlendirmeye alışmıştım.”
“Bu alışkanlık size çok şey kaybettirmiş olabilir.”
“Evet.”
Derin bir nefes aldı.
“Senden affetmeni beklemiyorum.”
“Özrünüzü kabul ediyorum. Ama olanlar yaşanmadı sayılmaz.”
“Biliyorum.”
Telefonu kapattığımızda içimde beklediğim büyük rahatlama yoktu.
Yalnızca uzun zamandır açık duran bir kapının sessizce kapandığını hissettim.
Aylar geçti.
Karahan Holding, bankalarla yeni bir yapılandırma anlaşmasına vardı. İki verimsiz tesis satıldı, bazı yatırımlar küçültüldü. Şirket tamamen kurtulmuş değildi ama faaliyetlerini sürdürebilecek bir finansman planı oluşturulmuştu.
Rauf genel müdürlük görevine dönmedi. Denetim sonuçlarının hukuki boyutu devam ederken yönetim kurulundaki aktif görevlerinden de ayrıldı.
Yeni genel müdür, daha önce farklı sanayi şirketlerinde yeniden yapılanma süreçlerini yönetmiş deneyimli bir kadındı.
Arda onunla çalışmaktan memnundu.
Bir pazar sabahı kahvaltı ederken bana küçük bir kutu uzattı.
Kalbim hızlandı.
“Arda…”
“Gözlerini kapatmadan önce söyleyeyim, bu bir evlilik teklifi değil.”
Kahkaha attım.
Kutuyu açtığımda içinde iki küçük pirinç menteşe vardı.
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Tanıştığımız gün aldığım menteşelerin aynısı,” dedi.
“Bunları neden sakladın?”
“Çünkü o gün yanlış menteşeyi seçmeseydim seninle tanışmayacaktım.”
Kutunun altında küçük bir anahtar duruyordu.
“Bu da ne?”
“Bir evin anahtarı.”
“Arda!”
“Sakin ol. Evi satın almadım. Kiraladım.”
Anahtarı avucuma bıraktı.
“Bahçesi var. Mutfak penceresinden sabah güneşi giriyor. Büyükannenin sevdiği çiçeklerden ekebileceğimiz kadar da yer var.”
“Benim büyükannem yok, seninki var.”
“İşte bu yüzden onunla konuşup hangi çiçekleri sevdiğini öğrendim.”
Gülmeye başladım.
Sonra ciddileşti.
“Benimle orada yaşamak ister misin? İşlerimiz, ailelerimiz ve bütün karmaşanın dışında, yalnızca bize ait bir hayat kurmak istiyorum.”
Cevap vermeden önce elini tuttum.
“Evet.”
Altı ay sonra ailelerimizin katıldığı küçük bir akşam yemeği düzenledik.
Annem, Arda’nın büyükannesiyle mutfakta börek tarifleri konuşuyordu. Babam ise bahçedeki kombinin bakımını yapıp yapamayacağını soran Arda’ya, evde iş konuşmayı bırakmasını söylüyordu.
Rauf da davetliydi.
Gelip gelmeyeceğinden emin değildim.
Ama geldi.
Elinde pahalı bir hediye yoktu. Anneme küçük bir saksı çiçeği getirmişti.
Yemek boyunca kimsenin sözünü kesmedi.
Babam ısıtma sistemleriyle ilgili bir anısını anlatırken dikkatle dinledi. Hatta birkaç soru sordu.
O gece herkes ayrılırken Rauf yanıma geldi.
“Arda çok şanslı,” dedi.
“Ben de öyleyim.”
Başını salladı.
“Bir şeyi merak ediyorum. O ilk akşam sana hakaret etmeseydim, kim olduğunu ne zaman öğrenecektim?”
Gülümsedim.
“Aslında o akşam söyleyecektim.”
Bir an gözlerini kapattı.
“Demek ki dinlemeyi öğrenmek için gerçekten çok geç kalmışım.”
“Öğrenmek için geç değil. Ama bazı fırsatları geri getiremeyiz.”
Hak verdi ve ayrıldı.
Kapıyı kapattığımda Arda arkamdan sarıldı.
“İyi misin?”
“Çok iyiyim.”
Birlikte mutfağa döndük. Masanın üzerinde annemin getirdiği ev yapımı tatlılar, yarım kalmış çaylar ve büyükannenin unuttuğu örgü çantası vardı.
Telefonuma bir bildirim geldi.
Eski Toyota’mın otopark ödemesinde yine iki kez ücret kesilmişti.
Arda ekranı görünce gülmeye başladı.
“Yapma Nehir. Ne olur bu sefer uğraşma.”
Telefonu elime aldım.
“Arda, mesele para değil.”
“Neymiş peki?”
“Hakkın olanı korumak.”
Başını sallayarak yanıma oturdu.
Ben itiraz formunu doldururken o çaylarımızı tazeledi.
Bir zamanlar bir sofrada, ödünç aldığım elbiseyle aşağılanmıştım. Şimdi ise aynı elbiseyi hâlâ dolabımda saklıyordum. Pelin onu bana hediye etmişti.
Çünkü o gece öğrendiğim en önemli şey, insanların bana nasıl davrandığını kontrol edemeyeceğimdi.
Ama onların davranışlarının kim olduğumu belirlemesine izin vermemek tamamen benim elimdeydi.
Ve artık hayatımı, değerimi kanıtlamaya çalıştığım insanların değil, beni olduğum gibi seven insanların yanında kuruyordum.