Sevgilim, En Yakın Arkadaşımı Apartmana Sokmamak İçin Gizlice Yasak Koydurmuş

Tarih: 30.10.2026 19:52

Bu soruyu kendime defalarca sordum. Sonunda fark ettim ki asıl mesele Erkin’in İmren’i sevmemesi değildi. Mesele, benim itiraz edeceğimi bildiği bir kararı benden gizli alması ve bunu gerçekleştirmek için yalan söylemesiydi.
Erkin’in son mesajını tekrar okudum. “İlişkimiz için biraz fedakârlık yapmanı istemek bu kadar mı yanlış?” yazmıştı.
Telefonu elime aldım. Uzun uzun açıklama yapmak istedim ama sonunda yalnızca şunu yazdım: “Fedakârlık, iki kişinin konuşarak karar vermesidir. Sen benim adıma karar verip arkadaşım hakkında yalan söyledin. Bunlar aynı şey değil.”
Mesajı gönderdikten beş dakika sonra aradı. Açmadım. Ardından ağabeyinin evinde rahat edemediğini, kendi eşyalarının bulunduğu eve dönmek istediğini yazdı.
O sırada kız kardeşim Neva mutfaktaydı. Telefonu ona gösterdim. Neva, “Eşyalarını alması başka, yeniden birlikte yaşamanız başka,” dedi. “Önce ne istediğine karar ver.”
Bu basit cümle beni beklemediğim kadar etkiledi. Çünkü son aylarda kararlarımı sürekli başkalarının nasıl karşılayacağını düşünerek vermiştim. Erkin rahatsız olmasın diye arkadaşımı daha az görmüş, tartışma çıkmasın diye planlarımı saklamış, huzurumuz bozulmasın diye kendi huzursuzluğumu görmezden gelmiştim.
Neva karşıma oturup, “Ayrılmanı istediğim için burada değilim,” dedi. “Ne karar verirsen ver, bunu korkmadan verebilmen için buradayım.”
Ertesi sabah Erkin’le konuşmayı kabul ettim. Ancak henüz yürümekte zorlandığım için bir kafeye gitmek yerine görüntülü görüşmeyi tercih ettim.
Ekranda yorgun görünüyordu. Önce işindeki sıkıntılardan, ağabeyinin evinin kalabalıklığından ve son günlerde ne kadar az uyuduğundan söz etti. Sonra sesini yumuşatıp beni özlediğini söyledi.
“Ben de yaşadıklarımızın böyle olmasını istemezdim,” dedim. “Ama hâlâ yaptığın şeyin neden yanlış olduğunu kabul ettiğini duymadım.”
“Özür diledim ya.”
“İmren’den de özür dileyecek misin?”
Yüzü hemen değişti.
“Şimdi de onun karşısında küçük düşmemi mi istiyorsun?”
“Hayır. Hakkında yalan söylediğin kişiye gerçeği söylemeni istiyorum.”
Erkin sandalyesinde geriye yaslandı. Uzun bir sessizlik oldu. Ardından bütün bunların İmren yüzünden büyüdüğünü, onun olmasa aramızdaki sorunları kendi kendimize çözebileceğimizi söyledi.
O anda konuşmanın başına döndüğümüzü anladım.
“Erkin, seninle ilgili kararımı İmren vermiyor. Bunu hâlâ anlamıyorsun.”
“Peki ilişkinizi kurtarmaya çalışmak yerine neden herkesin önünde beni suçlu gibi gösteriyorsun?”
“Çünkü yönetime yanlış bilgi verdiğini kabul etmeni istiyorum. Başka kimseyi bu işe karıştırmadım.”
Birden sustu. Sonra, “Ben sadece seni kaybetmekten korktum,” dedi.
Bu sözleri daha önce duysaydım belki hemen yumuşardım. Şimdi ise korkusunu anlayabilmekle davranışını kabul etmenin farklı şeyler olduğunu biliyordum.
Görüşmeyi, birkaç gün daha ayrı kalacağımızı söyleyerek bitirdim.
Aynı öğleden sonra apartman yöneticisi Nergis Hanım’dan bir e-posta geldi. Ziyaretçi yetkileri gözden geçirilmişti. Kira sözleşmesi benim adıma olduğu için ana hesap sahibi bendim. Ancak Erkin, birlikte yaşayan kişi olarak sisteme eklenmiş ve ziyaretçiler hakkında bildirim yapabilme yetkisi almıştı. Yönetim, onun tek taraflı talebini yeterince incelemeden uyguladıklarını kabul ediyordu.
E-postanın sonunda, böyle bir kısıtlamanın bundan sonra hangi koşullarda değerlendirileceğini açıklayan yeni bir kontrol süreci bulunuyordu.
En azından aynı şeyin tekrar yaşanmasını önlemek için bir adım atılmıştı.
Ertesi gün İmren’i aradım. Yaşananlar için özür diledim. Beni şaşırtan şey, hiç kızgın görünmemesiydi.
“Sen yapmadın ki,” dedi.
“Ama onun yüzünden senden uzaklaştım. Bunu fark etmeliydim.”
“Fark etmeni istiyordum. Yalnızca seni daha fazla sıkıştırmak istemedim.”
Bir süre sustuk. Sonra İmren, yıllar önce babamın ölümünden sonraki günlerde ona söylediklerimi hatırlattı. O zamanlar herkes güçlü olmam gerektiğini söylerken ona, güçlü görünmeye çalışmaktan yorulduğumu anlatmıştım.
“Bana o gün ne demiştin, hatırlıyor musun?” diye sordu.
Hatırlamıyordum.
“Birinin seni sevmesi, onun yanında sürekli güçlü görünmen gerektiği anlamına gelmez, demiştin. Ben de şimdi sana aynısını söylüyorum.”
Telefon kapandığında uzun zamandır ilk defa ağladım. Bu kez Erkin’e öfkeli olduğumdan değil, kendi ihtiyaçlarımı ne kadar geri plana attığımı gördüğümden.
Üç gün sonra Erkin bir mesaj daha gönderdi. Bu kez daha sakindi. Apartman yönetimine yanlış beyanda bulunduğunu kabul eden yazılı bir açıklama verebileceğini ve İmren’den özür dilemeye hazır olduğunu söylüyordu.
İlk defa somut bir sorumluluk aldığını düşündüm.
Fakat mesajın devamı beni durdurdu.
“Bunları yaparsam sen de İmren’le ilişkine biraz mesafe koyacağını kabul etmelisin. İkimizin de bir şeylerden vazgeçmesi gerekiyor.”
Telefonu masaya bıraktım. Bir süre sonra cevap verdim: “Özür dilemek pazarlık konusu olamaz. Yanlışını düzeltmen için benim arkadaşlığımdan vazgeçmem gerekmiyor.”
Bu kez cevap yazmadı.
Hafta sonu Neva’yla birlikte evdeki eşyaları gözden geçirdik. Erkin’in kendi aldığı mobilyaları, mutfak eşyalarını ve elektronik cihazlarını ayrı bir listeye yazdık. Ortak aldığımız birkaç parçanın da faturalarını bulduk. Amacım tartışmayı büyütmek değil, ileride yeni bir anlaşmazlık çıkmasını önlemekti.
Erkin’in adresimizi kullanması, kişisel eşyalarının burada bulunması ve evde yaşamış olması nedeniyle taşınma konusunun yalnızca bir mesajla çözülemeyeceğini de biliyordum. Kira sözleşmesini yeniden inceledim ve yönetimden oturan kişilerin kaydıyla ilgili yazılı bilgi istedim.
Pazartesi günü Erkin aradı. Bu kez telefonu açtım.
“Eşyalarımı mı topluyorsun?” diye sordu.
“Evet, birlikte aldıklarımızı ayırıyorum. Hangi eşyanın kime ait olduğu konusunda tartışmayalım istiyorum.”
“Demek gerçekten bitiriyorsun.”
“Bunu bitiren tek bir tartışma olmadı, Erkin. Seni rahatsız eden şeyleri konuşabilirdik. Ama sen benim konuşma hakkımı bile ortadan kaldıracak yollar aradın.”
“İki yıldır yaşadığımız her şeyin hiç mi önemi yok?”
“Elbette var. Güzel anlarımız gerçekti. Ama bu yaptığını değiştirmiyor.”
Uzun süre konuşmadı. Sonra ilk kez İmren’den söz etmeden, “Sana güvenmediğimi kabul ediyorum,” dedi.
Bu cümle önemliydi. Yine de aramızdaki güveni kendiliğinden geri getirmiyordu.
Bir hafta sonra yüz yüze görüştük. Neva evdeydi ama konuşmamıza katılmadı. Erkin kapıdan girdiğinde bir zamanlar ne kadar tanıdık gelen bir yüzün şimdi bana ne kadar yabancı görünebildiğini fark ettim.
Salonda oturduk. Ona ayrılmak istediğimi söyledim.
İlk tepkisi öfke olmadı. Gözlerini yere indirdi ve “Beni artık sevmiyor musun?” diye sordu.
“Sana karşı hislerim bir gecede yok olmadı,” dedim. “Ama birini sevmek, onunla yaşamaya devam etmek zorunda olduğun anlamına gelmiyor.”
Erkin, ilişkimizde kendisini dışlanmış hissettiğini anlattı. İmren’le konuştuğum konularda kendisinin söz hakkı olmadığını düşünüyormuş. Arkadaşımın benim hayatımdaki geçmişinden ve yakınlığımızdan rahatsız oluyormuş.
Onu dinledim. Sonra, “Bunları bana söyleyebilirdin,” dedim. “Ben de seni dinlerdim. Belki bazı şeyleri değiştirirdik. Ama sen konuşmak yerine beni kendi hayatımdan uzaklaştırmaya çalıştın.”
“Bunu böyle düşünmemiştim.”
“Ben de uzun süre düşünmedim. Sorun da buydu.”
O gün eşyaları taşımadık. Önce ortak alışverişlerimizin nasıl paylaşılacağını belirledik. Daha sonra yazılı olarak anlaştığımız bir tarihte, ağabeyinin yardımıyla kendisine ait eşyaları aldı. Kapı anahtarını teslim etti ve yönetimdeki oturan kişi kaydının güncellenmesi için gereken işlemleri birlikte tamamladık.
Taşınma günü geldiğinde Erkin son kez kapının önünde durdu.
“Bunca şeyin ardından arkadaş kalabilir miyiz?” diye sordu.
“Şu anda buna hazır değilim,” dedim. “İkimizin de ayrı hayatlarımıza alışması gerekiyor.”
Başını salladı. İlk kez verdiğim cevabı değiştirmeye çalışmadı.
Kapıyı kapattığımda rahatlama ve üzüntüyü aynı anda hissettim. İki yıl boyunca birlikte kurduğumuz düzen sona ermişti. Bunun doğru karar olduğunu düşünmem, ayrılığın acısını ortadan kaldırmıyordu.
Sonraki haftalar beklediğimden daha sıradan geçti. Fizik tedavi randevularıma gittim, koltuk değneklerini yavaş yavaş bıraktım ve yeniden tek başıma markete gitmeye başladım. Neva kendi evine döndü ama neredeyse her akşam arayıp nasıl olduğumu sordu.
Bir cuma günü İmren geldi. Eskisi gibi yemek söyledik, televizyonda son derece kötü bir film açtık ve oyuncuların mantıksız kararlarıyla dalga geçtik.
Filmin ortasında kapı zili çaldı. İmren gülümseyerek, “Yine yemek mi söyledin?” diye sordu.
“Hayır,” dedim, “muhtemelen komşudur.”
Kapıyı açtığımda karşı dairede oturan yaşlı komşum Sermin Hanım’ı gördüm. İyileştiğimi duyduğunu, ev yapımı kurabiye getirdiğini söyledi. İçeri davet ettim. Birkaç dakika sohbet ettikten sonra teşekkür ederek ayrıldı.
İmren mutfaktan seslendi: “Bak, artık misafir kabul etmek için kimseden izin almıyorsun.”
Güldüm. Ama bu şakanın altında ikimizin de bildiği ciddi bir gerçek vardı.
Bir ay sonra apartman girişinde Petek’le karşılaştım. İmren’i gördüğünde artık hiçbir sorun yaşanmadığını söyledi. Sonra, “O gün sizi çok zor durumda bıraktık,” diye ekledi.
“Önemli olan tekrar yaşanmaması,” dedim.
Eve çıktığımda telefonumda Erkin’den eski bir mesajın durduğunu gördüm. İlişkimizi kurtarmak için arkadaşlıklarım konusunda uzlaşmam gerektiğini yazdığı mesajdı. Uzun zamandır okumuyordum. Bu kez baktığımda içimde öfke yerine açıklık hissettim.
Çünkü artık şunu biliyordum: Sağlıklı bir uzlaşma, iki insanın birbirinin ihtiyaçlarını dinlemesiydi. Birinin diğerinin hayatındaki insanları gizlice elemesi değil.
Mesajı sildim. Sonra İmren’e bir fotoğraf gönderdim. Sermin Hanım’ın getirdiği kurabiyeleri bir tabağa dizmiştim.
“Gelecek cuma bunlardan da yapalım mı?” diye yazdım.
İmren hemen cevap verdi: “Olur. Ama bu kez hamuru sen yoğuracaksın.”
Gülerek telefonu bıraktım.
Aylar önce aynı evde yaşadığım insana en yakın arkadaşımın geleceğini söylerken bile huzursuz oluyordum. Şimdi ise evimde kimi ağırlayacağımı, kimlerle görüşeceğimi ve hayatımı nasıl yaşayacağımı yeniden kendim belirliyordum.
Erkin’in sıradaki hedefinin kim olacağını artık merak etmiyordum. Çünkü hayatımda kimlerin kalacağına karar verme hakkımı bir daha kimseye bırakmayacaktım.