“Babamın öldüğü gün aslında yalnız olmadığını söyledi.”
Uras’ın bu cümlesi mutfağın ortasına ağır bir taş gibi düştü. Birkaç saniye boyunca kimse konuşmadı. Komiser Acar gözlerini oğlumdan ayırmadan sandalyesini biraz daha yaklaştırdı. Ben ise tezgâha tutunmak zorunda kaldım. Erdem’in öldüğü geceyi yüzlerce kez zihnimde yeniden yaşamıştım. Polis bana aracının yağmurlu havada virajı alamadığını, bariyerlere çarptığını ve olay yerinde hayatını kaybettiğini söylemişti. Araçta başka kimse olduğuna dair tek kelime edilmemişti.
“Nihat sana tam olarak ne söyledi?” diye sordu Komiser Acar.
Uras gözlerini bana çevirdi. Sanki anlatacağı şey beni daha fazla üzecekmiş gibi korkuyordu. Yanına gidip elini tuttum. “Ne biliyorsan söyle oğlum. Kızmayacağım.”
Uras derin bir nefes aldı. Nihat’ın birkaç gün önce okulun yanındaki parkta ona, “Baban o gece benimleydi,” dediğini anlattı. Daha sonra da gri keseyi vermiş ve eve götürüp vestiyere saklamasını istemişti. Keseyi kesinlikle açmamasını, annesine de bir süre söylememesini tembihlemişti. Uras nedenini sorunca Nihat, “Babanın sana bıraktığı şeyi ancak doğru zaman geldiğinde annen görmeli,” demişti.
Komiser Acar yeniden keseye döndü. İçinden çıkardığı eşya, Erdem’in yıllarca boynundan hiç çıkarmadığı eski bir pusulaydı. Yuvarlak, pirinç renkli, kapağının içinde Uras’ın bebeklik fotoğrafı bulunan küçük bir pusula. Erdem onu babasından kaldığı için çok değerli görürdü. Kazadan sonra eşyalarını teslim aldığımda pusulayı sormuştum. Görevli, olay yerinde bulunmadığını söylemişti.
Pusulayı görünce dizlerimin bağı çözüldü. “Bu Nihat’taysa… gerçekten oradaymış.”
Komiser Acar kesenin içinde başka bir şey fark etti. Katlanmış küçük bir kâğıt vardı. Ancak kâğıtta uzun bir mektup ya da gizemli bir belge yoktu. Sadece Erdem’in el yazısıyla tek bir cümle yazılmıştı:
“Eğer bana bir şey olursa, Uras’ı benim yaptığım hatanın bedelini ödemek zorunda bırakma.”
Yazıyı görür görmez Erdem’in elinden çıktığını anladım. Harfleri biraz sağa yatırır, “U” harfini hep gereğinden büyük yazardı. Fakat cümlenin ne anlama geldiğini bilmiyordum.
Polisler Nihat’ın bulunması için hemen çalışma başlattı. Uras’ın tarif ettiği adamın görüntüsü okul çevresindeki güvenlik kameralarında birkaç kez görülmüştü. Aynı akşam Nihat’ın kimliği belirlendi. Erdem’le gençlik yıllarından beri arkadaş oldukları, yıllar önce birlikte küçük bir tamirhane işlettikleri ortaya çıktı.
Ertesi gün Nihat yakalandığında ben de karakola çağrıldım. Uras’ı kız kardeşime bıraktım. Nihat’ı ilk kez sorgu odasının camının ardından gördüğümde şaşırdım. Kafamda oğlumu takip eden ürkütücü bir yabancı canlandırmıştım. Karşımda ise yorgun, çökmüş ve sürekli ellerine bakan bir adam vardı.