Kocam, benden iki masa ötede hamile metresiyle öpüşürken işte mahsur kaldığını mesajla bildirdi
Hikayenin Devamı:
"Kadın herkesin önünde dosyayı açtı. Ve tek bir kelime bile söylemeden, masaya kırmızıyla adımın yazılı olduğu bir belge koydu..."
Kağıdın üzerindeki kırmızı mürekkep, Nişantaşı'nın o loş ve şık restoranındaki sarı ışıkların altında taze bir kan lekesi gibi parlıyordu. Adım... Benim adım. Cemre Karahan.
Siyah takım elbiseli kadın nihayet sessizliği bozdu. Yakasındaki parlak rozet, kimliğini bağırmasına gerek bırakmayacak kadar netti. Sesi, mekanın ahşap duvarlarına çarpan ve şarap kadehlerini titreten buz gibi bir rüzgar dalgasıydı:
"Alper Karahan. Eşiniz Cemre Karahan'ın kimlik bilgilerini ve ıslak imzasını taklit ederek kurduğunuz uluslararası paravan şirketler, nitelikli dolandırıcılık, belgede sahtecilik ve vergi kaçakçılığı suçlamalarıyla gözaltındasınız. Hesaplarınıza ve mal varlığınıza devlet tarafından el konulmuştur."
Kelimeler havada ağır ağır asılı kalırken, Alper'in diz çöktüğü yerden kalkmaya çalışan bedeni kaskatı kesildi. Yüzündeki o mahvolmuş ifade, yakalanmış basit bir aldatıcının mahcubiyeti değil; inşa ettiği devasa kartondan şatonun üzerine çöküşünü izleyen bir sahtekarın saf dehşetiydi. Sadece saniyeler önce "evet" demek için heyecanla ağzını kapatan o sarışın kadın, şimdi elleri titreyerek bir adım geri çekilmişti. Alper'in dudakları aralandı, inkar etmek için kelimeleri toparlamaya çalıştı ama boğazından sadece anlamsız, boğuk bir hırıltı çıktı.
Bardağı masaya bıraktım.
Kristalin tok sesi sessizliğin ortasına düştü.
Artık ellerim titremiyordu. Milyonlarca parçaya ayrılması gereken kalbim, yerini daha önce hiç tanımadığım kadar keskin, soğuk ve acımasız bir netliğe bırakmıştı. Sandalyem gıcırdayarak geriye kaydığında, tüm salonun dikkati sese doğru, bana döndü. Loş ışığın altından çıkarak adım adım onlara doğru yürümeye başladım. Üzerimdeki yeni elbise, o acımasız rahatsız edici topuklu ayakkabılar, az önce nefret ettiğim her detay... Hepsi bir anda zırhım haline gelmişti.
Alper başını yavaşça çevirip beni gördüğünde, gözbebeklerinin nasıl büyüdüğünü, yutkunamadığı için boynundaki damarların nasıl gerildiğini izledim. Evde, en sevdiği yemeği yapmış, saf bir sadakatle ve umutla onu bekleyen o sadık karısını görmeyi beklemiyordu. Onu suçüstü, tüm o şatafatlı yalanının tam merkezinde yakalayan beni görmeyi hiç beklemiyordu. Yüzündeki maske paramparça olmuştu.
"Cemre..." diye fısıldadı çatallı ve zayıf bir sesle. "Sen... senin burada ne işin var?"
Cevap vermedim. Gözlerimi onun iğrenç yabancılığından çekip, hamile kadına çevirdim. Kadın yaşlı gözlerle önce bana, sonra Alper'e, ardından az önce arkamda duran, kartını tabağımın yanına bırakan adama, Nihat Vardar'a baktı.
"Baba?" dedi kadın, sesi titreyerek ve çaresizce bir cevap arayarak.
Salondaki herkesin, en başta da Alper'in dünyası o tek kelimeyle bir kez daha temellerinden sarsıldı. Alper'in gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi oldu; nefes almayı tamamen bırakmıştı.....