Evliliğimin ilk günü, eşim bana yağlı bir bez fırlattı ve beni hizmetçi diye aşağıladı; ben gülümsedim, ailemin bana verdiği paranın olduğu valizimi aldım ve ağlamadan çıktım. Ama o gece, ailesi eve döndüğünde, küçümsemek istedikleri kadının onlara asla unutamayacakları bir ders hazırlamış olduğunu keşfettiler.

Adım Elif Yalçın. Ankara’da doğdum ve düğün gününe kadar, bir kadının aşk için evlenebileceğine ve bunun karşılığında onurundan vazgeçmek zorunda kalmayacağına inanmıştım.

Ne kadar safmışım.

Bir cumartesi günü, İstanbul’da, Boğaz’a bakan şık bir salonda evlendim. Masalarda beyaz çiçekler vardı, yemek sırasında hafif bir keman tınısı çalıyordu ve annemin büyük bir heyecanla seçtiği tatlı masası, sanki gelin o değil de oydu. Eşim Murat Demirci, tören boyunca gülümsedi. Nikâh memurunun önünde ellerimi tuttu, iki yıldır bana dürüst olduğunu düşündüğüm o kahverengi gözleriyle baktı ve bana bakacağını, beni sayacağını ve birlikte bir yuva kuracağını söyledi.

Herkes alkışladı.

Annem ağladı.

Babam gözlerini mendiliyle sildi. Çok konuşan bir adam değildi ama tören bitince sarılırken kulağıma fısıldadı:

— Kızım, unutma… evlilik sana huzur vermeli, korku değil.

Gülümsedim.

— Baba, Murat beni seviyor.

Babam cevap vermedi. Sadece daha sıkı sarıldı.

O gece Murat’la birlikte onun ailesinin evine giderken, annem bana beyaz bir zarf içinde bir banka kartı verdi.

— Bunlar senin, Elif — dedi. — Murat’ın ailesinin düğün için verdiği para ve babanla benim biriktirdiklerimiz. Kimseye söyleme. Bu senin güvencen.

— Anne, ama bu para ev için…

— Ev de sensin — dedi. — Bir gün bir şeylere katlanmak zorunda kalırsan diye elinde bir çıkış olsun istiyorum.

O an biraz bozulmuştum. Eşime güvensizlik gösterdiğini düşünmüştüm. Yine de annemi üzmemek için kartı valizimin en gizli yerine koydum; kullanmayı hiç düşünmeden.

Ama ertesi gün, bir annenin bazen tehlikeyi kızından önce gördüğünü anladım.

Düğünden sonraki sabah erken uyandım. Murat’ın ailesinin evi İstanbul’un sakin bir semtindeydi; iki katlı, demir kapılı, geniş salonlu bir evdi. Ama mutfağı sanki yıllardır gerçek bir düzen görmemiş gibiydi.

Kayınvalidem Fatma Hanım, sert yüzlü, ince kaşlı ve sesi sürekli azarlıyormuş gibi çıkan bir kadındı. Kayınpederim İsmail Bey ise neredeyse hiç konuşmaz, gününün çoğunu televizyon karşısında geçirirdi; sanki dünya yanıp kül olsa bile o sadece kanalları değiştirirdi.

Ben aşağıya yeni aldığım açık sarı bir önlükle indim. Yardım etmek istiyordum. Her şeye iyi başlamak istiyordum.

Mutfakta gece yemeğinden kalmış tabaklar, içinde içecek artıkları olan bardaklar, yağlı tencereler ve etrafa saçılmış peçeteler vardı. Derin bir nefes aldım, kollarımı sıvadım ve toplamaya başladım.

Murat kapıda göründü. Saçları ıslaktı, gömleği temizdi ve yüzünde tanımadığım bir ifade vardı.

— Ne yapıyorsun? — diye sordu.

— Biraz toparlıyorum.

O, annesine baktı. Fatma Hanım arkasında kollarını kavuşturmuş duruyordu. Sonra tezgâhtan kirli, yağlı, kokmuş bir bezi aldı.

Ben tepki veremeden, bezi yüzüme fırlattı.

Darbenin acısı değil, aşağılanması daha çok yaktı devamı sonrki sayfda..….

FOTO GALERİLER