“Ama hemen yanında duran küçük not, bunun tesadüf olmadığını açıkça gösteriyordu…”
Notun üzerinde yalnızca birkaç kelime vardı:
“Yiğit’e. Çünkü bazen bir çocuğun yaptığı iyilik, yetişkinlerin yıllardır sustuğu şeyleri ortaya çıkarır.”
Metal beslenme çantasının içinde para yoktu. Mücevher de yoktu. İlk bakışta insanı korkutacak bir şey de görünmüyordu.
Ama çantanın dibinde, eski bir çocuk fotoğrafı vardı.
Fotoğrafta yaklaşık sekiz yaşlarında bir erkek çocuk, okul bahçesinde tek başına oturuyordu. Elinde kırmızı bir beslenme çantası vardı. Yüzü ciddi, gözleri ise doğrudan kameraya bakıyordu.
Fotoğrafın hemen altında küçük, sararmış bir gazete kupürü duruyordu.
Başlığı okuyunca nefesim kesildi.
“Sekiz yaşındaki çocuk okul çıkışında kayboldu.”
Yiğit de başlığı okumuştu.
“Anne… bu çocuk kim?”
Fotoğrafın arkasını çevirdim.
Tek bir isim yazıyordu:
“Selim.”
Altında da şu cümle vardı:
“Onu son gören kişi bendim.”
İşte o anda Yiğit’in neden polisi aramamı istediğini anladım. Oğlum korkmuştu. Çünkü sekiz yaşında bir çocuk, ortada elli tane beslenme çantası ve onlarca yıl öncesine ait kayıp bir çocuk fotoğrafı görünce başka ne düşünebilirdi?
Polisi aradım.
Yaklaşık yirmi dakika sonra iki polis memuru kapımıza geldi. Bahçeye saçılmış beslenme çantalarını, metal kutuyu ve içinden çıkanları tek tek incelediler.
Ben başta bu olayın Yiğit’le hiçbir ilgisi olmadığını düşünüyordum.
Ama yanılmışım.
Memurlardan biri kapı ziline ait kamera kayıtlarımızı görmek istedi. Gece boyunca evin önünden birkaç kişinin geçtiği görünüyordu. Saat üçten sonra biri gelip beslenme çantalarının ilkini bırakmış, ardından farklı insanlar gelip diğerlerini yerleştirmişti.
Hepsi aynı şeyi yapıyordu.
Sessizce geliyor, bir çanta bırakıyor ve gidiyordu.
Metal çantayı bırakan kişinin görüntüsünü görünce ise şaşkınlıktan elim ağzıma gitti.
Yaşlı bir adamdı.
Ve onu tanıyordum.
Sokağın sonunda oturan emekli öğretmen, Cevdet Bey.
Yıllardır mahallemizde yaşıyordu. Sessiz, içine kapanık bir adamdı. Çocuklarla pek konuşmazdı. Her sabah aynı saatte yürüyüşe çıkar, sonra evine dönerdi.
Polisler onu çağırdı.
Yaklaşık yarım saat sonra bastonuna dayanarak bahçemize geldi. Yüzünde korkudan çok yorgunluk vardı.
Metal kutuyu görünce gözlerini kapattı.
“Bunu ben bıraktım,” dedi.
Polis memuru sertçe sordu:
“Neden?”
Cevdet Bey birkaç saniye sustu.
Sonra gözlerini Yiğit’e çevirdi.
“Çünkü dün bu çocuğun ne yaptığını duydum.”
Yiğit annemin arkasına saklanmıştı.
Cevdet Bey devam etti:
“Bir çocuğun, başka bir çocuğu mutlu etmek için öğle yemeğinden vazgeçtiğini söylediler. Üstelik bunu kimse görsün diye değil, gerçekten istediği için yapmış.”
Polis memuru metal çantayı gösterdi.