Hastanede Kocama Verdiğim Son Cevap
Telefonun ekranını kapatıp çantama koyduğum sırada Gülden bir adım üzerime yürüdü. Derin kucağımda huzursuzca kıpırdanıyor, küçük ellerini göğsüme bastırıyordu.
“Ne dosyasıymış bu, Buket? Hasta çocukla uğraşacağına arkamızdan ne işler çeviriyorsun?”
Derin’in yüzüne baktım. Yanakları ateşten kızarmıştı. O an kayınvalidemle tartışmaya ayıracak tek saniyem olmadığını biliyordum.
“Şu anda kızımla ilgileniyorum. Lütfen sesinizi alçaltın.”
Gülden şaşkınlıkla oğluna döndü.
“Çağrı, karının benimle nasıl konuştuğunu duyuyor musun?”
Çağrı yanıma yaklaşıp koluma hafifçe dokundu.
“Buket, anneme böyle davranmana gerek yok.”
Elini kolumdan çektim.
“Az önce annen, kızımızın bakımının yalnızca benim görevim olduğunu söyledi. Sen tek kelime etmedin. Şimdi benim ses tonum mu sorun oldu?”
Çağrı cevap vermeden önce muayene odasının kapısı açıldı.
“Derin’in ailesi?”
Hemen ayağa kalktım. Hemşireye doğru yürürken arkamdan Gülden’in sesi yükseldi.
“Çağrı, senin burada yapabileceğin bir şey yok. Hadi gidelim.”
Adımlarımı yavaşlattım. Kocamın ne yapacağını görmek istiyordum.
Çağrı annesine baktı, ardından bize doğru yürüdü.
“Ben kızımın yanında kalacağım, anne.”
Gülden’in yüzündeki şaşkınlığı görmeme rağmen içimde herhangi bir sevinç hissetmedim. Bir babanın hasta çocuğunun yanında bulunması alkışlanacak bir fedakârlık değildi. Zaten olması gereken buydu.
Muayene odasına girdiğimizde doktor Derin’i dikkatle kontrol etti. Ateşini yeniden ölçtüler. Solunumunu, kalp atışlarını ve sıvı kaybı belirtilerini değerlendirdiler.
“Kaç gündür ateşi var?” diye sordu doktor.
“Üç gündür yükselip düşüyor ama bugün ilk defa bu kadar çıktı. Emmesi de azaldı.”
Doktor notlarını aldı.
“Bu yaşta yüksek ateşi dikkatle değerlendirmemiz gerekiyor. İdrar tetkiki ve kültür isteyeceğim. Muayene bulgularına göre kan tetkiklerini de yapacağız.”
Hemşire Derin’i işlemler için hazırlarken kızım ağlamaya başladı. Küçücük yüzü buruştuğunda boğazım düğümlendi.
Çağrı yanımızda duruyordu. İlk defa telefonuna bakmıyor, sürekli ne yapabileceğini soruyordu.
“Buket, çok korkuyorum.”
Başımı kaldırdım.
“Ben de korkuyorum. Üstelik üç gündür korkuyorum, Çağrı. Ama benim korkunca uzaklaşabileceğim bir yer yok.”
Söylediklerimden sonra bakışlarını yere indirdi.
Tetkik sonuçlarının çıkmasını beklerken Derin’i kucağıma aldım. Çağrı yanımdaki sandalyeye oturdu.
“Biraz bana ver, sen dinlen.”
Kızımızı dikkatlice kollarına bıraktım. Derin önce huzursuzlandı, sonra babasının göğsüne yaslandı.
Çağrı’nın yüzündeki ifadeyi görünce evliliğimizin ilk yıllarını hatırladım. Birlikte nasıl bir aile kuracağımızı konuşurduk. Çocuğumuz olduğunda sorumlulukları paylaşacağımıza söz verirdik.
Ama söz vermekle o sözleri yaşamak arasında ne kadar büyük bir fark olduğunu öğrenmiştim.
Yaklaşık bir saat sonra doktor yeniden yanımıza geldi.
“İlk sonuçlar idrar yolu enfeksiyonunu düşündürüyor. Kültür sonucunu da takip edeceğiz. Şimdilik uygun tedaviye başlayıp bebeğinizin ateşini, beslenmesini ve genel durumunu hastanede izleyeceğiz.”
İçime dolan korkuyla rahatlama birbirine karıştı. En azından Derin artık doktorların gözetimindeydi.
Saat sabaha karşı dörde yaklaşırken ablamdan mesaj geldi.
“Hastanenin önündeyim. Hangi kattasınız?”
Ona bulunduğumuz yeri yazdım.
On dakika sonra ablam koridorda göründü. Omzunda küçük bir çanta, elinde mavi dosya vardı. Beni görünce hızlandı.
“Buket, Derin nasıl?”
“Tedavisi başladı. Şimdilik takip ediyorlar.”
Bana sarıldı. Başımı omzuna yasladığım anda kendimi tutamadım. Gözyaşlarım sessizce akmaya başladı.
Ablam sırtımı okşadı.
“Artık yalnız değilsin.”
Gülden birkaç sandalye ötede oturuyordu. Bizi görünce ayağa kalktı.
“Demek ailemizi dağıtmak için ablanı çağırdın!”
Ablam ona dönmedi bile.
“Buket, bebeğin yedek kıyafetlerini ve istediğin evrakları getirdim.”
Elinden çantayı ve dosyayı aldım.
Çağrı’nın bakışları doğrudan mavi dosyaya kaydı.
“Buket, artık söyleyecek misin? Bunun içinde ne var?”
Dosyayı dizlerimin üzerine koyup açtım.
İlk bölümde maaş bordrolarım, banka hesap dökümlerim ve birikimlerim vardı. İkinci bölümde Derin’in sağlık kayıtlarının kopyaları, ihtiyaçlarının listesi ve önümüzdeki aylara ilişkin hazırladığım bütçe bulunuyordu.
Son bölümde ise bir aile hukuku avukatıyla yaptığım ön görüşmede aldığım notlar vardı.
Çağrı evrakları gördüğünde yüzündeki renk soldu.
“Avukat mı? Buket, sen ne yaptın?”
“İki aydır ayrılmayı düşünüyorum.”
“Evliliğimizden mi?”
“Evet.”
Sandalyesine oturdu. Bir süre yalnızca bana baktı.
“Neden bana söylemedin?”
Bu soruyu duyduğumda içimde biriken bütün yorgunluk yeniden yüzeye çıktı.
“Sana defalarca söyledim. Geceleri tek başıma yetişemediğimi söyledim. Birlikte kalkalım dedim. Doğumdan sonra kendimi tükenmiş hissettiğimi anlattım. Annenin sürekli beni küçümsemesinin canımı yaktığını söyledim.”
“Ama boşanmak istediğini söylemedin.”
“Çünkü önce evli olduğum adamın beni duymasını istedim.”
Çağrı ellerini yüzüne kapattı.
Gülden dayanamayarak araya girdi.
“Benim oğlum evini geçindiriyor. Daha ne istiyorsun?”
Dosyayı kapattım.
“Ben de çalışıyorum, Gülden Hanım. Doğum izninde olmam çalışmayı bıraktığım anlamına gelmiyor. Üstelik mesele yalnızca para değil. Bir çocuğun anneye olduğu kadar babaya da ihtiyacı var.”
“Bizim zamanımızda kadınlar böyle şikâyet etmezdi!”
Ablam ilk kez konuştu.
“Belki de sizin zamanınızda kadınlar şikâyet ettiklerinde kimse dinlemiyordu.”
Gülden öfkeyle ona döndü.
“Sen karışma!”
Çağrı ayağa kalktı.
“Yeter anne.”
Annesi şaşkınlıkla durdu.
“Buket’i suçlamayı bırak. Bütün gece burada tartışmaktan başka bir şey yapmadık. Derin hasta ve benim de sorumluluğum var.”
Gülden dudaklarını sıktı.
“Demek anneni karının karşısında küçük düşüreceksin.”
“Kimseyi küçük düşürmeye çalışmıyorum. Ama artık kızımın ve eşimin ihtiyaçlarını görmezden gelemem.”
Kayınvalidem birkaç saniye bekledi. Çağrı’nın geri adım atmadığını görünce çantasını aldı.
“Öyleyse bildiğiniz gibi yapın.”
Koridorun sonuna doğru yürüdü.
Ben ise Çağrı’ya baktım.
“Anneni durdurmana teşekkür etmeyeceğim.”
“Neden?”
“Çünkü bunu yıllar önce yapmalıydın.”
Başını eğdi.
“Galiba haklısın.”
Mavi dosyanın içinden küçük bir anahtar çıkardım.
“Ablamın boş duran dairesini hatırlıyor musun?”
“Hatırlıyorum.”
“Geçen hafta gidip baktık. Evi temizledik. Derin için beşik ayarladık. Bazı eşyalarımı da oraya götürdüm.”
Çağrı gözlerini büyüttü.
“Yani sen çoktan gitmeye karar vermişsin.”
“Evet. Ama bunu kızımız hastanedeyken konuşmayı planlamıyordum. Bu gece yaptıklarınızdan sonra beklememin bir anlamı kalmadı.”
“Bir şansım yok mu?”
“Bir baba olarak her zaman sorumluluklarını yerine getirme şansın var. Evliliğimiz içinse şu anda söz veremem.”
Sabah dokuzu biraz geçe Çağrı’nın telefonu çaldı.
İş yerinden arıyorlardı.
Koridora çıkıp konuştu. Döndüğünde gözleri kızarmıştı.
“Sunumu ekipten başka biri yapacak. Yöneticime kızımın hastanede olduğunu söyledim.”
“Anlayış gösterdiler mi?”
“Evet.”
“Demek söyleyince çözüm bulunabiliyormuş.”
Çağrı bu sözüm üzerine derin bir nefes aldı.
“Haklısın. Aslında hiç sormamıştım bile.”
O an onunla ilgili acı bir gerçeği fark ettim. Çağrı kötü niyetli bir adam olmaktan çok, başkalarının sürekli onun yerine fedakârlık yapmasına alışmış biriydi. Annesi çocukluğundan beri bütün güçlükleri ondan uzak tutmuştu. Ben de evliliğimiz boyunca farkında olmadan aynı şeyi yapmıştım.
Fakat artık bu düzeni sürdürecek gücüm kalmamıştı.
Derin hastanede kaldığı süre boyunca Çağrı yanımızdan ayrılmadı. Hemşirelerin anlattıklarını dinledi, kızımızın beslenme saatlerini not etti. Ben biraz uyuyabileyim diye onu kucağında gezdirdi.
Bir ara gözlerimi açtığımda Çağrı’yı pencerenin yanında gördüm. Derin’i dikkatlice tutuyor, alçak sesle konuşuyordu.
“Baban burada küçük kızım. Bu defa hiçbir yere gitmiyor.”
Gözlerim doldu.
Çünkü Derin’in yanında bir babasının bulunmasını istiyordum. Ama bunun için evliliğimde yaşadığım bütün kırgınlıkları yok saymak zorunda olmadığımı da biliyordum.
Ertesi gün doktor kızımızın durumunun düzeldiğini söyledi. Ateşi kontrol altına alınmış, beslenmesi belirgin şekilde toparlanmıştı. Tedavinin evde sürdürülmesini uygun gördü. Kültür sonucunun takip edileceğini, gerekirse ilacın yeniden düzenleneceğini anlattı. Kontrol randevusunu ve hangi belirtilerde yeniden başvurmamız gerektiğini de açıkladı.
Taburcu işlemleri tamamlandığında Çağrı Derin’i arabaya kadar taşıdı.
Hastanenin önünde iki araba bekliyordu.
Biri Çağrı’nın, diğeri ablamındı.
Çağrı kızımızı bana verirken duraksadı.
“Gerçekten bizim eve gelmeyecek misin?”
“Hayır.”
“Buket, lütfen. En azından birkaç gün düşün.”
“Ben bunu birkaç gündür düşünmüyorum, Çağrı. Aylardır düşünüyorum.”
Kızımızı ablamın arabasındaki bebek koltuğuna güvenli biçimde yerleştirdim.
Çağrı yanıma geldi.
“Derin’i ne zaman görebileceğim?”
“Onun babasısın. Sağlık durumunu ve düzenini gözeterek görüşeceğiz. Bunun için birbirimizle konuşup uygun bir plan yapacağız.”
“Seninle de görüşebilir miyim?”
“Derin’le ilgili her konuda konuşabiliriz. Diğer meseleler için biraz zamana ihtiyacım var.”
Kapıyı kapattım.
Araba hareket ettiğinde aynadan Çağrı’nın hâlâ hastanenin önünde durduğunu gördüm.
Ablam elini elimin üzerine koydu.
“Pişman mısın?”
Pencereden dışarı baktım.
“Üzgünüm. Ama pişman değilim.”
Ablamın dairesine girdiğimizde ilk dikkatimi çeken sessizlik oldu. Küçük salonun köşesinde beşik, yanında temiz bebek kıyafetleriyle dolu bir dolap vardı.
Mutfakta birkaç günlük yemek hazırlanmıştı. Ablam buzdolabının üzerine bir not bırakmıştı.
“Bu evde her şeyi tek başına yapmak zorunda değilsin.”
Notu okuduğumda yeniden ağladım.
İlk günler kolay değildi. Derin’in ilaçlarını saatinde vermek, beslenmesini takip etmek ve kontrol randevusuna götürmek gerekiyordu. Hastanedeki kültür sonucu da değerlendirildi; doktor mevcut tedavinin uygun olduğunu belirtti.
Çağrı kontrol randevusuna gelmek istedi.
Önce tereddüt ettim. Sonra kızımızın bakımına gerçekten katılmak istiyorsa bunu engellememem gerektiğine karar verdim.
Hastanenin önünde buluştuğumuzda elinde bir defter vardı.
“Derin’in ateşini, ilaç saatlerini ve emme düzenini yazabilir miyiz? Ben de takip etmek istiyorum.”
Deftere baktım.
“Bunları zaten doktorun verdiği bilgilerden öğrenebilirsin. Ben sana da gönderirim.”
“Biliyorum. Ama bundan sonra bütün bilgileri senin hatırlatmanı beklemek istemiyorum.”
İlk defa doğru bir yerden başladığını düşündüm.
Sonraki haftalarda aramızdaki iletişim çoğunlukla kızımızla sınırlı kaldı. Çağrı önce sık sık eve dönmemi istiyordu. Her telefon konuşmasında özür diliyor, değişeceğine söz veriyordu.
Bir akşam ona açıkça söyledim.
“Çağrı, beni geri dönmeye ikna etmek için yaptığın şeylerle gerçekten baba olmak için yaptığın şeyler farklı. Bunu birbirine karıştırma.”
O günden sonra davranışları değişmeye başladı.
Derin’in kontrol randevularını kendi takvimine ekledi. Bebek bakımına ilişkin sorularını doktorumuza yöneltti. Gerekli alışverişleri yaptı. Kızımızın ihtiyaçları için düzenli katkı sağlamaya başladı.
En önemlisi, benim sürekli yol göstermemi beklememeyi öğrendi.
Ablamın dairesinde görüşmeye geldiği günlerde, Derin’in bakımını daha fazla üstleniyordu. Ben de kızım yanındayken dinlenebiliyor, bazen yalnızca yürüyüşe çıkabiliyordum.
Başlangıçta bunun garip bir suçluluğunu hissettim.
Bir gün ablama, “Kızımı babasıyla bırakıp kahve içmeye çıktım diye kendimi kötü hissediyorum,” dedim.
Ablam gülümsedi.
“Çağrı kızına bakıcılık yapmıyor, Buket. Babalık yapıyor.”
O basit cümle zihnimde uzun süre kaldı.
Aradan bir ay geçtikten sonra Çağrı’yla bir aile hukuku avukatına danışarak Derin’in düzenini nasıl koruyacağımızı konuştuk. Ayrı yaşadığımız süreçte bakım, görüşme saatleri ve giderlere katkı konusunda yazılı bir plan hazırladık.
Derin henüz çok küçüktü. Beslenme ve uyku düzeninin bozulmaması gerekiyordu. Bu nedenle görüşmeleri yaşına ve ihtiyaçlarına uygun biçimde düzenledik.
Çağrı bazı günler iş çıkışı geliyor, kızımızla vakit geçiriyordu. Hafta sonlarında daha uzun süre bakımına katılıyordu.
Bir gün Derin’i kucağında tutarken bana baktı.
“Eskiden ona baktığımda ne yapacağımı bilemezdim.”
“Çünkü öğrenmeye çalışmıyordun.”
“Evet. Sen zaten her şeyi bildiğin için benim öğrenmeme gerek olmadığını sanıyordum.”
“Buket doğuştan her şeyi biliyor diye düşündün yani?”
Acı bir gülümsemeyle başını salladı.
“Galiba öyle.”
“Ben de ilk defa anne oldum, Çağrı. Ben de her şeyi korkarak öğrendim.”
Bu kez cevap vermedi. Sadece kızımıza baktı.
Gülden ise haftalar boyunca benimle iletişim kurmadı. Çağrı’nın anlattığına göre oğlunun evden ayrılmamı kabullenmesi kolay olmamıştı.
Bir akşam Çağrı telefon etti.
“Annem Derin’i görmek istiyor.”
“Ben buna karşı değilim. Ama bazı şeyleri konuşmamız gerekiyor.”
“Ne gibi?”
“Benim anneliğimi küçümseyen, senin babalık sorumluluğunu önemsiz gören sözlerini artık duymak istemiyorum. Derin büyüdüğünde de bunları duymamalı.”
Çağrı sessizce dinledi.
“Haklısın. Annemle konuşacağım.”
İki ay sonra Gülden’le bir kafede buluştuk. Derin o sırada ablamın yanındaydı.
Gülden masaya oturduğunda gözlerinin çevresindeki yorgunluk dikkatimi çekti.
Bir süre çaylarımızı karıştırdık.
Sonunda konuştu.
“Torunumu özledim.”
“Biliyorum.”
“Çağrı eskisi gibi değil. Her fırsatta kızına gidiyor. Artık bana danışmadan karar veriyor.”
“Çünkü yetişkin bir adam ve baba.”
Gülden dudaklarını birbirine bastırdı.
“Ben oğlumu hep korumaya çalıştım.”
“Belki de onu korurken sorumluluklarından uzaklaştırdınız.”
Bu sözler üzerine gözlerini kaldırdı.
“Ben çok erken yaşta anne oldum. Kimse yardım etmedi. Bütün yük benim üzerimdeydi.”
Sesindeki kırgınlığı ilk defa fark ettim.
“Yaşadıklarınız kolay olmamış,” dedim. “Ama benim de aynı şeyleri yaşamam gerekmiyor.”
Gülden uzun süre sustu.
Sonunda gözleri doldu.
“O gece söylediklerim yanlıştı. Seni dinlemedim. Yalnızca oğlumu düşündüm.”
Başımı salladım.
“Özrünüzü duyuyorum. Ama güvenmem biraz zaman alacak.”
“Derin’i yine görebilecek miyim?”
“Elbette. Yalnız onun yanında annesini küçümseyen sözler söylenmesini istemiyorum. Çağrı’nın sorumluluklarını da sizin üstlenmenize gerek yok.”
Gülden kabul etti.
Bir insanın yıllardır sürdürdüğü davranışlarını tek konuşmayla değiştirmeyeceğini biliyordum. Bu yüzden sınırlarımı korudum.
İlk ziyaretlerde ben de bulundum. Gülden bazen eski alışkanlıklarına dönüp her şeye müdahale etmeye çalışıyordu. Böyle zamanlarda Çağrı da onu durduruyordu.
Bir gün Derin’in kıyafetini değiştiren Çağrı’ya bakıp, “Ver, ben yapayım, sen beceremezsin,” dedi.
Çağrı sakince cevap verdi.
“Öğrendim anne. Kızımın kıyafetini değiştirebilirim.”
O anda gülümsedim.
Belki de değişim böyle küçük anlarda görünür hâle geliyordu.
Aylar ilerledikçe Derin büyüdü. İlk dişleri çıkmaya başladı, etrafındaki her nesneye uzandı, sonra emeklemeyi öğrendi.
Çağrı bu gelişmelerin içinde olmak için çabalıyordu.
Bir akşam Derin’in ilk kez birkaç adımlık emekleme hareketi yaptığını görünce sevinçten bağırdı. Kızımız onun heyecanından ürküp ağlamaya başladı.
İkimiz de gülmeye başladık.
Uzun zamandır ilk defa aynı şeye içtenlikle gülüyorduk.
Fakat o güzel anın ardından Çağrı yüzüme bakıp sessizleşti.
“Buket, biz yeniden mutlu olamaz mıyız?”
Cevap vermeden önce düşündüm.
“Derin’in anne babası olarak mutlu olabiliriz.”
“Ben evliliğimizi soruyorum.”
“Biliyorum.”
“Artık eskisi gibi değilim.”
“Bunun farkındayım. Ama mesele yalnızca bugün nasıl olduğun değil. Ben yıllarca yanında yalnız kaldım. Sana güvenmek için defalarca çabaladım. Şimdi aynı eve dönersem yeniden aynı korkuyla yaşayacağım.”
“Birlikte destek alsak?”
Bu önerisine hemen hayır demedim.
Birkaç görüşme için bir aile danışmanına başvurduk. Birbirimizi suçlamadan konuşmayı, geçmişte yaşananların üzerimizde bıraktığı etkileri anlamayı denedik.
Çağrı hatalarını daha açık görmeye başladı. Ben de yıllardır herkesi memnun etmeye çalışırken kendi ihtiyaçlarımı nasıl geri plana ittiğimi fark ettim.
Ancak görüşmeler bize başka bir gerçeği de gösterdi.
İletişim kurmayı öğrenmek, evliliği mutlaka sürdürmek anlamına gelmiyordu.
Altı ay sonra bir akşam Çağrı’yla karşılıklı oturup uzun uzun konuştuk.
Derin on aylık olmuştu. Salondaki oyun halısında oyuncaklarıyla uğraşıyordu.
Çağrı ellerini birleştirdi.
“Sanırım senin geri dönmeni beklemekten vazgeçmem gerekiyor.”
Gözlerim doldu.
“Üzgünüm.”
“Özür dileme. Ben geçmişi değiştiremiyorum.”
“Ben de bütün güzel günlerimizi unutmadım.”
Çağrı kızımıza baktı.
“Onu birlikte büyütmek istiyorum. Aramızdaki sorunların Derin’e zarar vermesini istemiyorum.”
“Ben de aynı şeyi istiyorum.”
O akşam boşanmaya karar verdik.
İkimiz de ağladık.
Beş yıllık evliliğimizin sona ermesini istememiştim. Çağrı’yla hayaller kurmuş, birlikte bir ev döşemiş, kızımızın doğumunu beklerken heyecandan uyuyamamıştık.
Bütün bunlar gerçekti.
Ama yaşadığımız kırgınlıklar da gerçekti.
Birbirimizi bir zamanlar sevmiş olmamız, evli kalmamız gerektiği anlamına gelmiyordu.
Avukatlarımız aracılığıyla boşanma ve Derin’in geleceğiyle ilgili konuları görüştük. Kızımızın bakımında şimdiye kadar oluşan düzenin korunmasına önem verdik. Velayet, kişisel ilişki ve mali sorumluluklarla ilgili hazırladığımız anlaşmayı mahkemeye sunduk.
Hâkim bizi dinledi, kızımızın yararına ilişkin düzenlemeleri değerlendirdi. Boşanmamız uygun görülen anlaşma çerçevesinde karara bağlandı.
Mahkeme binasından çıktığımız gün Çağrı yanıma geldi.
“Buket, sana bir şey söylemek istiyorum.”
Dinledim.
“Ben seni kaybettiğim için değil, seni ne kadar yalnız bıraktığımı geç fark ettiğim için de üzgünüm.”
Gözlerim doldu.
“Umarım bundan sonra Derin’in ihtiyaçlarını görmen için kimsenin seni uyarması gerekmez.”
Başını salladı.
“Gerekmeyecek.”
O gün birbirimize sarılmadık. Büyük sözler de vermedik.
Yalnızca vedalaştık.
Boşanmanın ardından hayatımız bir anda kolaylaşmadı. İşime döndüğümde Derin’in bakımını, çalışma saatlerimi ve ev düzenimi yeniden planlamam gerekti. Ablam bazı günler yardıma geldi. Çağrı da kararlaştırdığımız zamanlarda kızımızla ilgilendi.
Bazen yine anlaşmazlık yaşadık. Görüşme saatleri değişmek zorunda kaldı, iş programlarımız çakıştı. Böyle durumlarda geçmişteki kavgalarımıza dönmemeye çalıştık.
Çünkü artık birbirimizden hesap soran iki eş değil, aynı çocuğun iyiliğinden sorumlu iki ebeveyndik.
Gülden de zamanla yeni düzenimize alıştı. Torununu gördüğü günlerde Çağrı’nın yerine karar vermeyi bıraktı. Benimle mesafeli ama saygılı bir ilişki kurdu.
Geçmişi tamamen unutmadım. Yine de Derin’in büyükannesiyle sevgi dolu bir bağ kurmasına engel olmak istemedim.
Hastanedeki o gecenin üzerinden bir yıldan biraz fazla zaman geçtiğinde Derin artık yürümeye başlamıştı.
Bir sabah rutin kontrolü için hastaneye götürdüm. Muayenesi tamamlanmış, doktor gelişiminin yaşına uygun olduğunu söylemişti.
Dışarı çıktığımızda Çağrı kapının önünde bekliyordu. İşinden izin almış, bizi orada karşılamaya gelmişti.
Derin babasını görünce küçük ellerini havaya kaldırdı.
“Baba!”
Çağrı gülerek eğildi.
“Gel bakalım küçük hanım!”
Kızımız birkaç dengesiz adım atıp babasının kollarına ulaştı. Çağrı onu havaya kaldırmadan önce sıkıca kucakladı.
Ben ikisini izlerken gülümsedim.
Bir zamanlar aynı hastanenin koridorunda, kucağımda ateşler içindeki kızımla yapayalnız hissetmiştim. O gece Çağrı’nın beni ve Derin’i bırakıp annesiyle gitmeye hazırlanması, yıllardır görmezden geldiğim gerçeği yüzüme çarpmıştı.
Şimdi karşımda kızının ihtiyaçlarını öğrenmiş, sorumluluklarını yerine getirmek için çabalayan bir baba vardı.
Ama bu değişim uğruna kendi hayatımdan vazgeçmem gerekmemişti.
Çağrı kızımızı kucağında tutarken bana döndü.
“Kontrolde her şey yolunda mı?”
“Evet. Gayet iyi.”
“Harika. Hafta sonu parkta biraz yürütürüm. Yeni ayakkabılarına alışır.”
Derin babasının yakasına tutunup neşeyle bir şeyler anlatmaya başladı.
Birlikte güldük.
O an içimde ne eski öfke ne de geri dönme isteği vardı. Yalnızca huzur hissettim.
Çağrı’yla aynı evde yaşamıyorduk. Artık karı koca değildik. Fakat kızımızın yanında birbirimize saygı gösterebiliyor, onun mutluluğunu paylaşabiliyorduk.
Ablamın dairesinden çıkıp kendi küçük evime taşınmıştım. İşime dönmüş, hayatımı yeniden kurmuştum. Bazen yoruluyor, bazen yardıma ihtiyaç duyuyordum. Ama artık yardım istemeyi başarısızlık saymıyordum.
Hastanedeki o gece mavi dosyayı istediğimde herkes birilerini cezalandırmaya hazırlandığımı düşünmüştü.
Oysa ben ne Çağrı’yı pişman etmek ne de Gülden’e ders vermek istemiştim.
Tek istediğim, kızımı büyütürken kendimi kaybetmemekti.
Derin’in babasına gülümseyerek sarıldığını gördüğümde, verdiğim kararın yalnızca kendi hayatımı değil, onun büyüyeceği ortamı da değiştirdiğini anladım.
Çünkü güçlü bir anne olmak, bütün yükü tek başına taşımak değildi. Bazen gerçek güç, yıllardır omuzlarında taşıdığın yükü yere bırakıp hem kendine hem de çocuğuna daha huzurlu bir hayat kurabilmekti.