Annem beni reddetti.
# Caner, Miras Yerine Aşkı Seçtiğinde Annesi Arkasına Bile Bakmadan Gidip Kayboldu... Üç Yıl Sonra Geri Döndüğünde İse Beklediği Yıkımı Bulamadı
Babam bizi terk ettiğinde annem ağlamadı.
Kapıyı sertçe çarpıp evden çıktığında da...
Düğün fotoğraflarını şöminenin ateşine attığında da...
Tek bir gözyaşı bile dökmedi.
Sadece bana döndü.
O zamanlar beş yaşındaydım.
Sessiz kalmanın ne demek olduğunu çoktan öğrenmeye başlamıştım.
Annem ise yüzünde buz gibi bir tebessümle bana baktı.
"Artık sadece ikimiz varız Caner," dedi.
"Ve biz asla dağılmayız."
Bu, onun hayata bakış biçimiydi.
Sevgisi hiçbir zaman sıcak ya da şefkatli olmadı.
Onun sevgisi disiplinliydi.
Planlıydı.
Stratejikti.
Beni en iyi okullara gönderdi.
Piyano derslerine yazdırdı.
Nasıl konuşacağımı, nasıl oturacağımı, nasıl teşekkür mektubu yazacağımı öğretti.
Ama beni mutlu olmam için değil...
Güçlü olmam için yetiştirdi.
Hata yapmayan, duygularına yenilmeyen, kurşun geçirmez bir insan olmamı istiyordu.
Yıllar geçti.
Yirmi yedi yaşıma geldiğimde artık onu etkilemeye çalışmaktan vazgeçmiştim.
Çünkü annemi memnun etmek imkânsızdı.
Ne yaparsanız yapın, daha fazlasını beklerdi.
Yine de hayatımda biri olduğunu ona söylemek istedim.
Bu önemliydi.
Onunla şehrin en sevdiği restoranlardan birinde buluştuk.
Loş ışıklar, koyu ahşap masalar ve kusursuz servis...
Annem ciddiye alınmak istediği günlerde hep bu restoranı seçerdi.
Lacivert elbisesiyle her zamanki gibi kusursuz görünüyordu.
Daha ben oturmadan şarabını sipariş etmişti bile.
Başını hafifçe eğdi.
"Evet Caner?" dedi.
"Bu önemli bir haber mi, yoksa sadece sohbet mi ediyoruz?"
Derin bir nefes aldım.
"Hayatımda biri var anne."
Kaşları hafifçe kalktı.
"Nasıl biri?"
"Aslı. Bir hemşire."
Annem ilk anda olumlu görünmüştü.
"Hastaneye yakın bir klinikte çalışıyor."
Başını onaylar gibi salladı.
"Ya ailesi?"
"Annesi öğretmen. Babası doktor."
"Duyduğuma sevindim."
Sonra devam ettim.
"Aslı aynı zamanda bekar bir anne."
Annemin yüzündeki ifade dondu.
"Yedi yaşında Arda adında bir oğlu var."
Masanın üzerindeki sessizlik bir anda ağırlaştı.
Annem yavaşça kadehini kaldırdı.
Küçük bir yudum aldı.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
"Bu yaşta büyük bir sorumluluk."
"Öyle ama Aslı harika biri."
"Öyledir."
Sesi nazikti.
Ama içinde en ufak bir sıcaklık yoktu.
Konuyu değiştirdi.
Bir daha da Aslı'nın adını anmadı.
Birkaç hafta sonra onları tanıştırmaya karar verdim.
Yakındaki küçük bir kafede buluştuk.
Ne yazık ki Arda'nın bakıcısı son anda gelememişti.
Bu yüzden Aslı onu da getirmek zorunda kaldı.
İçeri girdiklerinde annemin yüzündeki hoşnutsuzluğu hemen fark ettim.
Aslı iş çıkışından gelmişti.
Yorgundu.
Saçlarını aceleyle toplamıştı.
Ama yine de her zamanki gibi güzeldi.
Annem onu baştan aşağı süzdü.
Sonra yapmacık bir tebessümle elini uzattı.
"Tanıştığımıza memnun oldum."
Arda'ya ise yalnızca tek bir soru sordu.
"Okulda en sevdiğin ders hangisi?"
"Görsel sanatlar."
Annem gözlerini devirdi.
Ve ziyaretin geri kalanında çocuğu yok saydı.
Hesap geldiğinde ise yalnızca kendi siparişinin ücretini ödedi.
Arabaya bindiğimizde Aslı bana baktı.
"Benden hoşlanmadı."
Bu bir soru değildi.
Bir tespitti.
"Öyle düşünme."
"Hayır Caner. Çok net belli oluyor."
O haklıydı.
Ama bunu kabul etmek istemedim.
Aradan iki yıl geçti.
Aslı'yı daha da çok sevdim.
Arda ise benim için sadece onun oğlu değil, ailemin bir parçası olmuştu.
Bir gün annemle eski piyano mağazasında buluştuk.
Çocukluğumun büyük kısmı orada geçmişti.
Parlak kuyruklu piyanoların arasında yürürken annem her zamanki soğukkanlı tavrıyla konuştu.
"Bu ilişkinin sonu nereye varacak?"
Bu kez hiç tereddüt etmedim.
"Aslı'ya evlenme teklif ettim."
Annem durdu.
Yüzündeki ifade okunamayacak kadar sakindi.
"Kabul etti."
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra ceketinin kolunu düzeltti.
Ve gözlerini ilk kez doğrudan bana çevirdi.
"Öyleyse beni dikkatle dinle Caner."
Sesi soğuktu.
Kesindi.
"Onunla evlenirsen, bir daha benden hiçbir şey bekleme."
Boğazım düğümlendi.
Ama annem devam etti.
"Çünkü o hayatı seçmiş olacaksın."
"Anne..."
"Hayır."
Elini kaldırarak sözümü kesti.
"Ben seni büyük hedefler için yetiştirdim. Sen ise kendine yük olacak bir hayat seçiyorsun."
"Onlar yük değil."
"Benim için öyle."
Sonra çantasını aldı.
Arkasını döndü.
Ve yürümeye başladı.
Tam kapıya ulaşırken son kez durdu.
Ama dönüp bakmadı.
"Bugünden sonra kendi kararlarının sonuçlarıyla yaşayacaksın Caner."
Ve gitti.
O gün annem hayatımdan çıktı.
Ne düğünümüze geldi.
Ne telefon açtı.
Ne de torunum gibi sevdiğim Arda'nın tek bir fotoğrafını görmek istedi.
Üç yıl boyunca tamamen sessiz kaldı.
Ben ise onun haklı çıkmasını bekledim.
Belki evliliğimiz dağılırdı.
Belki maddi zorluklar bizi tüketirdi.
Belki annemin yıllardır söylediği gibi aşk yeterli olmazdı.
Ama hiçbir şey öyle olmadı.
Çünkü üç yıl sonra kapım çaldığında...
Karşımda duran kadın annemdi.
Yüzünde hâlâ aynı gururlu ifade vardı.
Gözlerinde tek damla pişmanlık yoktu.
Özür dilemeye gelmemiş gibiydi.
Sadece beni başarısız görmek için dönmüş gibiydi.
Fakat kapının arkasında onu bekleyen manzara...
Bütün hayatı boyunca inandığı her şeyi sorgulamasına neden olacaktı...
Devamını okumak için sonraki sayfaya geçiniz...