Kamyonların sık geçtiği dağ yolunda hava serin, gökyüzü ise açık ve berraktı
Yolculuk yeniden başladığında Elif gördüklerinden etkilenmişti.
“Bu kadar yardımsever olmayı nasıl başarabiliyorsun?” diye sordu.
Kemal bir süre sustu. Sonra uzaklara bakarak konuştu.
“Yıllar önce ben de bir dağ yolunda mahsur kalmıştım. Ne telefon vardı ne yardım isteyebileceğim biri. Saatlerce bekledim. Sonunda bir kamyon şoförü durdu ve bana yardım etti.”
“Elindeki her şeyi paylaşmıştı. Sonra da yoluna devam etmişti. Adını bile öğrenemedim.”
“Elimde sadece bir cümlesi kaldı.”
“Elindeki iyiliği yanında taşıma, başkasına ver.”
Elif sessizce dinledi.
Kasabaya yaklaştıklarında güneş yavaş yavaş batıyordu. Turuncu ışıklar dağların arasına yayılmıştı.
Kemal tırı otogarın yakınında durdurdu.
“İşte geldik.”
Elif teşekkür ederek aşağı indi. Çantasını omzuna taktıktan sonra dönüp son bir kez baktı.
“Bugün bana büyük bir iyilik yaptınız.”
Kemal gülümsedi.
“Belki bir gün sen de bir başkasına yaparsın.”
Tır ağır ağır hareket ederek uzaklaştı.
Aradan aylar geçti.
Bir gün Elif iş çıkışı eve dönerken yağmurlu bir akşamda otobüs durağında bekleyen yaşlı bir kadın gördü. Kadın yolunu kaybetmişti ve oldukça endişeliydi.
Elif hiç düşünmeden yanına gitti, ona yardımcı oldu ve güvenli bir şekilde evine ulaşmasını sağladı.
Kadın teşekkür edip ayrılırken Elif’in aklına o dağ yolu geldi.
O gün anladı ki gerçek iyilik, karşılık beklemeden yapılan ve bir insandan diğerine geçen görünmez bir emanetti.
Kemal’in yıllar önce duyduğu söz, şimdi onun da hayatında anlam bulmuştu:
“Elindeki iyiliği yanında taşıma, başkasına ver.”