6 Yaşındaki Oğlum Her Hafta Aynı Kadını Çiziyordu…

Öğretmenin odasından nasıl çıktığımı, koridoru nasıl yürüdüğümü hatırlamıyorum. Kulaklarımda sadece bir uğultu vardı ve kalbim göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi atıyordu. O kâğıt parçasında, Efe’nin o masum çocuk çizgileriyle yarattığı dünyada, hayatımıza sessizce sızmış karanlık bir gölge duruyordu.

Efe’yi sınıfından aldığımda, her zamanki gibi neşeyle boynuma sarıldı. Arabaya binene kadar ona hiçbir şey belli etmemeye çalıştım. Fakat dikiz aynasından arka koltukta oturan oğluma bakarken ellerimin titremesine engel olamıyordum.

Derin bir nefes aldım ve sesimi olabildiğince yumuşak tutmaya çalışarak sordum:
"Efe... Öğretmenin bana resimlerini gösterdi. Ne kadar güzel çizmişsin hepsini... Ama o resimlerden birinde, senin elini tutan bir teyze vardı. O kim anneciğim?"

Efe elindeki oyuncak arabasıyla oynamayı bıraktı. Başını kaldırıp büyük, masum gözleriyle bana baktı.

"O üzgün teyze mi anne? Adı Melek."

Kanım dondu. Çocuğum, okul bahçesinde her gün onu izleyen bir yabancının adını biliyordu.
"Melek teyze sana ne anlatıyor peki Efe?" diye fısıldadım, sesimin titremesini saklamaya çalışarak.

Efe omuz silkti, gayet sıradan bir şeyden bahsediyormuş gibi gülümsedi.
"Çok ağlıyor anne. Oğlu çok uzaklara gitmiş, bir daha gelmeyecekmiş. Bana sürekli ne kadar tatlı olduğumu söylüyor. Dün de bana dedi ki... Kendi evinde benim için çok güzel bir oda hazırlamış. Duvarları maviymiş, içi arabalarla doluymuş. Yakında beni o odaya götürecekmiş."

Arabanın frenine nasıl asıldığımı, aracı yolun kenarına nasıl çektiğimi bilemedim. Nefes alamıyordum. Beynimde acil durum sirenleri çalıyor, içimdeki anne içgüdüsü vahşi bir fırtına gibi kabarıyordu. Oğlum, resmen bir yabancı tarafından adım adım, günbegün tuzağa çekiliyordu. Ve ben bunu aylarca, buzdolabımın üzerine astığım o resimlere bakıp görememiştim!

FOTO GALERİLER