Bu benim genç kocam

"Sana şarap doldurayım," diyerek mutfağa yöneldi. Birkaç dakika sonra elinde iki kadehle geri döndü. Kadehlerden birini bana uzatırken gözlerini gözlerimden ayırmıyordu. "Bu geceyi, geleceğimize ve ortak ortaklığımıza adayalım," dedi. 'Ortaklık' kelimesini seçmesi tesadüf değildi. Kadehi dudaklarıma götürür gibi yaptım ama içmedim, yanımızdaki küçük sehpaya bıraktım.

"Geleceğimiz derken tam olarak neyi kastediyorsun aşkım?" diye sordum, sesimdeki sakinliği korumaya çalışarak.

Gülümsemesi biraz daha büyüdü, cebinden katlanmış birkaç kağıt çıkardı. "Biliyorsun, yurt dışı tatiline çıkacağız ve orada ne olacağı belli olmaz. Yatırımlarımızın güvende olması için bu mülklerin ve ana şirketteki hisselerinin yönetimini bana devretmeni istiyorum. Bu belgeleri imzalarsan, üzerindeki o ağır yük kalkacak ve biz sadece aşkımızı yaşayacağız."

Belgelere baktım. Altında imzamı bekleyen boşluklar, aslında benim bu hayatta tırnaklarımla kazıyarak kazandığım her şeyin on eline teslim edilmesi demekti. Beni bu ıssız eve, gecenin bir yarısı getirmesinin sebebi buydu. Eğer imzalamazsam, bu ıssız evde başıma ne geleceğini az çok tahmin edebiliyordum. Beni korkutarak ya da zorla bu gücü elde edebileceğini sanıyordu. Gençliğin verdiği o kibirle, karşısındaki yaşlı kadını sadece saf ve çaresiz bir aşık olarak görüyordu.

Yavaşça ayağa kalktım. Üzerimdeki şık elbiseyi düzelttim ve ona doğru bir adım attım. "Demek her şey bu kağıt parçaları içindi," dedim. Yüzündeki o sahte aşık maskesi yavaş yavaş düşüyor, yerini sabırsız ve bencil bir adamın ifadesine bırakıyordu.

"Hadi ama hayatım, zorluk çıkarma. Bu ikimiz için en iyisi. Yoksa bu güzel gecenin tadı kaçacak," dedi, ses tonunu biraz daha tehditkar bir şekilde alçaltarak.

Ona yaklaştım, elindeki kağıtları aldım ve hiçbir şey söylemeden şöminenin içine, yanan ateşin tam ortasına bıraktım. Alevler saniyeler içinde kağıtları yutarken, kocamın yüzü dehşetle sarsıldı. "Ne yaptın sen! Sen çıldırdın mı!" diye bağırdı, üzerime doğru yürüyerek.

Tam o sırada, villanın dış kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. İçeriye benim şahsi avukatım ve arkasında iki polis memuru girdi. Kocam neye uğradığını şaşırarak arkasına döndü.

"Her şey buraya kadardı," dedim sakince. "Beni kandırabileceğini, yaşlı ve yalnız bir kadının duygularıyla oynayarak servetime konabileceğini sandın. Ama unuttuğun bir şey var; ben bu serveti sadece paramla değil, insanları tanıma kabiliyetimle kazandım. Avukatımla yaptığın gizli anlaşmalar, hesaplarımdan usulsüzce çekmeye çalıştığın paraların hepsi çoktan belgelendi. Buraya geleceğimizi de polise ben haber verdim."

Polisler genç adamın kollarına kelepçeyi takarken, o hala şaşkınlık ve öfkeyle bana bakıyordu. O yakışıklı yüzü, hırsın ve kaybetmenin verdiği acıyla çirkinleşmişti. Arabaya bindirilirken bana son kez baktı ama gözlerinde artık o kibirli delikanlı yoktu; sadece yakalanmış bir suçlu vardı.

Kapıyı arkalarından kapattım ve sessizleşen villanın salonuna geri döndüm. Sehpadaki şarap kadehimi elime aldım ve dalgaların sesini dinleyerek balkona çıktım. 65 yaşındaydım, belki genç bir kocam yoktu artık ama gururum, emeğim ve en önemlisi onurum hala benimleydi. Gerçek sevginin parayla satın alınamayacağını acı bir tecrübeyle de olsa bir kez daha anlamıştım; ama en azından, kendi hayatımın iplerini hiç kimseye kaptırmayacak kadar güçlü olduğumu kendime kanıtlamıştım.

FOTO GALERİLER