Bu benim 62 yaşındaki anneannem Nebahat
İşte o an, anneannem hayatımı kökünden sarsacak o detayı fısıldadı: "Ben hamile değilim Selim. Bu yaşta tıbben bu zaten imkansızdı."
Beynimden aşağı kaynar sular döküldü. Kulaklarım çınlamaya başladı. "O zaman neden... Neden tüm aileye bu yalanı söyledin?" diye bağırdım.
Anneannem gözlerini Hakan’a dikti, sesindeki o titreme yerini çelik gibi bir sertliğe bıraktı. Teyzem geçen yıl Hakan’dan boşandığında, adamın teyzemin adına gizlice milyonlarca liralık borç senedi imzalattığını, ailenin tüm mal varlığına çökecek bir şantaj ağı kurduğunu kimse bilmiyordu. Hakan, teyzemi hapse attırmakla ve yalan belgelerle hayatını karartmakla tehdit ediyordu. Tek bir şartı vardı: Teyzemin hak iddia edemeyeceği, tamamen anneannemin üzerine kayıtlı olan ve dedemden kalan o devasa arazilerin tapularını almak.
Hakan, anneannemi köşeye sıkıştırmıştı. Eğer tapuları vermezse teyzemin hayatı bitecekti. Ama anneannem tapuları doğrudan Hakan’a devrederse, dayımların ve teyzemin durumdan şüphelenip mahkemeye başvuracağını biliyordu. Bu yüzden hukuki olarak kimsenin itiraz edemeyeceği, kimsenin kurcalamayacağı hileli bir plana ihtiyacı vardı.
"Bu adamın doğmamış çocuğunu taşıdığımı söylersem," dedi anneannem gözünden bir damla yaş süzülürken, "Herkes benden nefret edip arkasını dönecekti. Ben de malları 'doğacak çocuğumun babasına' yasal olarak devrederken kimse önüme taş koyamayacaktı. Davalarla, itirazlarla vakit kaybetmeyecektik. Teyzenin hayatını kurtarmanın, o senetleri onun elinden almanın tek yolu buydu."
Hakan cebinden çıkardığı gerçek senetleri masaya fırlattı. "Plan tıkır tıkır işledi," dedi kahkaha atarak. "Tapular artık benim üzerimde. Yarın sabah bu ülkeden gidiyorum. Siz de bu aile faciasıyla sonsuza kadar yaşarsınız."
Tam kapıya yöneldiği sırada, salonun gizli bölmesinden ve mutfak kapısından içeri bir anda sivil polisler daldı. Hakan neye uğradığını şaşırdı, kaçmaya çalıştı ama saniyeler içinde yere serilip kelepçelendi. Arkalarından içeri giren kişi ise gözyaşları içindeki teyzemdi.
Anneannem bana döndü ve hafifçe gülümsedi. "Polisle çoktan anlaşmıştım Selim. Bu herifin senetleri asıllarıyla birlikte buraya getirmesini, suçunu kendi ağzıyla itiraf etmesini bekliyordum. Evdeki her köşe günlerdir dinleniyordu."
Hakan polisler tarafından yaka paça götürülürken arkasında sadece bir yalan rüzgarı ve adaletin soğuk nefesi kaldı. O akşam, bir annenin çocuklarını korumak için kendi onurunu, gururunu ve tüm ailesinin sevgisini feda etmeyi göze aldığı o muazzam ana şahitlik etmiştim. Nebahat anneannem 62 yaşındaydı; belki karnında yeni bir hayat taşımıyordu ama göğsünde tüm aileyi küllerinden yeniden doğuracak kadar büyük, fedakar ve asil bir kalp taşıyıyordu. Sonunda gerçekler ortaya çıktığında aile bağlarımız kopmadı; aksine, bir kadının cesareti sayesinde eskisinden çok daha güçlü bir şekilde yeniden bağlandı.