Eşim “Ev Alacağız” Diyerek Taşıyıcı Anne Olduğunu Söyledi…
Aylarca... Tam sekiz ay boyunca her gece ayaklarına masaj yaptığım, kendi evladımızın rızkı için başkasının çocuğunu taşıdığını sanıp önünde suçluluktan kahrolduğum o "fedakâr" kadın, aslında patronumla aylardır yasak aşk yaşıyordu. Taşıyıcı anne yalanı, hamileliğini saklamak için uydurduğu kusursuz bir kılıftı. O 70 bin dolar ise benim altı yılımı verdiğim, yeri geldiğinde hafta sonları bile mesaiye kaldığım patronumun, karımı ve oğlumu benden satın alma bedeliydi.
İçeri dalıp ikisini de orada parçalamak, o mutfağı başlarına yıkmak istedim. İçimdeki ilkel öfke damarlarımda zonkluyordu. Fakat tam o an, içeriden Ege'nin uykudan uyanan o masum, ince sesini duydum: "Anne..."
Oğlumun sesi, beni o karanlık çukurdan çekip çıkardı. Eğer şimdi içeri girersem, öfkeme yenik düşersem, haklıyken suçlu duruma düşecek ve oğlumu o iki canavarın ellerine kendi rızamla teslim etmiş olacaktım. Derin, titrek bir nefes aldım. Gözyaşlarımı sildim. Sessizce, bir hayalet gibi duvardan uzaklaştım ve sokağın köşesine park ettiğim eski arabama geri döndüm.
Direksiyona başımı yaslayıp dakikalarca, sessizce ağladım. Bu, suçluluk gözyaşları değildi; bu, merhametimin ve saflığımın katledilişinin yasıydı. Arabayı çalıştırdığımda, dikiz aynasındaki aksime baktım. O an, çaresiz, parasız, sürekli ezilen tesisatçı Murat ölmüştü. Yerine, oğlunu ve onurunu korumak için her şeyi yakıp yıkmaya hazır, buz gibi, hesaplı bir adam gelmişti.
Maskelerin Ardındaki Hafta
Takip eden yedi gün, hayatımın en büyük psikolojik savaşıydı. Akşamları eve yorgun argın dönüyor, hiçbir şey olmamış gibi gülümsüyor, Elif'in gözlerinin içine bakarak yemeğimi yiyordum. Hatta o gece, ellerimi o ihanet dolu karnına koyup, her zamanki repliğimi tekrarladım: "Sana her şeyimi borçluyum."
Elif bana şefkatle gülümsedi, saçlarımı okşadı. Oysa ben o cümleyi artık bir minnet olarak değil, onlara ödeteceğim bedelin bir teminatı olarak fısıldıyordum.
Bu bir haftalık süreçte boş durmadım. Gündüzleri işe gidiyor gibi evden çıkıyor, ancak patronum Kemal'in ofisinde olmadığı saatlerde hızla kendi planımı işletiyordum. Elif'in "ajans parası" yalanıyla gizlediği o 70 bin dolarlık hesabın, evliliğimiz boyunca kullandığımız ortak vadeli hesaba bağlı olduğunu biliyordum. Bankaya gidip, evlilik birliği içindeki yasal hakkımı kullanarak, hesabın içindeki o paranın tamamını kendi şahsi, bloke edilemez bir hesaba aktardım. Bu para benim hakkım değildi, ama onların yeni hayat kurma hayallerinin can damarıydı ve ben o damarı kesecektim.
Ardından, güvendiğim bir avukatla gizlice görüştüm. Elif'in telefonundaki mesaj kayıtlarını, Kemal ile olan gizli buluşmalarının fotoğraflarını (ki o hafta boyunca onları birkaç kez gizlice takip edip fotoğraflamıştım) ve en önemlisi Ege'yi benden kaçırma planlarını belgeledim. Elimdeki bu kanıtlarla, boşanma davasında Elif'in Ege'nin velayetini alması imkânsız hale gelmişti.
Yüzleşme ve Çöküş
Salı sabahı geldiğinde, Elif her zamankinden daha heyecanlıydı. Kemal'in onu ve Ege'yi alacağı, bana o malum evrakları bırakacağı gündü. Ben işe gitmek üzere evden çıkarken bana sarıldı. "Bugün erken gel, konuşmamız gereken şeyler var," dedi, gözlerindeki o sinsi pırıltıyı saklamaya çalışarak.
"Elbette," dedim gülümseyerek. "Benim de seninle konuşacaklarım var."
Evden çıktım, arabayla iki sokak öteye park edip bekledim. Elif'in, Ege'yi annesine bıraktığını gördüm. Kemal'i eve çağırıp, son hazırlıkları yapmak istiyordu. Fırsat bu fırsattı. İkisi de evin içindeyken, sessizce geri döndüm. Kendi anahtarımla kapıyı açıp içeri adım attığımda, salonda sarmaş dolaş oturmuş kahkaha atıyorlardı.
Beni gördüklerinde, o iğrenç kahkahaları bıçak gibi kesildi.
Elif panikle ayağa fırladı, yüzü kireç gibi oldu. "Murat? Sen... İşe gitmemiş miydin?"
Hiç acele etmeden, ağır adımlarla salona girdim. Üzerimdeki tesisatçı tulumumla, onların o lüks ve kibirli dünyalarının tam ortasında, başım dik duruyordum. Ceketimin iç cebinden banka dekontunu ve avukatımın hazırladığı kalın dosyayı çıkarıp, önlerindeki sehpanın üzerine sertçe bıraktım.
"İşe gittim Elif," dedim, sesimde en ufak bir duygu kırıntısı yoktu. "Ama tesisat tamir etmeye değil, patlamış bir lağım çukurunu temizlemeye."
Kemal öfkeyle ayağa kalktı. "Sen ne cüretle..." demeye kalmadan, masadaki dekontu gördü. 70 bin doların sıfırlandığını gösteren o kâğıt parçasını gördüğünde, Kemal'in rengi ölü gibi oldu.
"Senin bana biçtiğin değer 70 bin dolarmış Kemal," dedim gözlerinin içine bakarak. "Ben de altı yıllık tazminatım, eşime ve evime yaptığın bu saygısızlığın bedeli olarak o paraya el koydum. Üstelik kanunen ortak hesaptı, yani polis bile sana yardım edemez."
Elif şok içinde, elleri titreyerek dosyayı açtı. İçindeki ihanet fotoğraflarını, velayet davası için hazırlanan kanıtları gördüğünde hıçkırarak ağlamaya başladı. "Murat... Lütfen, dinle..." diye yalvarmaya çalıştı.
"Neyi dinleyeyim Elif?" diye kükredim. O an, günlerdir içimde tuttuğum bütün öfke salonun duvarlarına çarptı. "Karnındaki piçi benim sevgiyle okşamamı izlerken içinizden nasıl güldüğünüzü mü dinleyeyim? Oğlumun rızkı için başkasının çocuğunu taşıyorsun diye her gece ayaklarını öperken, beni arkanızdan nasıl bir aptal yerine koyduğunuzu mu?"
Kemal kekeleyerek araya girmeye çalıştı. "Parayı al... Para senin olsun. Ama biz gidiyoruz."
Hafifçe gülümsedim. "Siz cehenneme kadar gidebilirsiniz. Ama Ege benimle kalıyor."
Elif çığlık atarak üzerime yürümek istedi ama dizlerinin bağı çözülüp halının üzerine yığıldı. "Oğlumu alamazsın! O benim!" diye feryat etti.
Eğildim ve gözlerinin tam içine, o sahte merhamet maskesinin altındaki gerçek yüzüne baktım.
"Ege artık güvende. Bu evraklarla, mahkeme o çocuğun senin gibi bir annenin yanında büyümesine asla izin vermeyecek. Şimdi, o çok sevdiğin yeni ailenle, beş parasız bir şekilde sana mutluluklar dilerim."
Arkamı dönüp o evden çıkarken, arkamda birbirini suçlamaya başlayan, kendi kazdıkları o kirli ihanet çukuruna düşmüş iki enkaz bıraktım. Sokak kapısını çekip derin bir nefes aldığımda, güneş yüzüme vuruyordu.
Ben o gün sadece bir eşi ya da bir işi kaybetmedim; ben o gün onurumu, oğlumu ve geleceğimi o karanlık enkazın içinden söküp çıkardım. Artık cebimde bize yetecek kadar param, yanımda ise bu hayatta sahip olduğum tek gerçek servetim, oğlum Ege vardı. Ve biz, o yalanlarla dolu evi geride bırakıp, kendi dürüst hikâyemizi yazmak üzere yeni bir hayata doğru yola çıktık.