Bu benim genç kocam
Bu benim genç kocam, evlendiğimizden beri her gün beni lüks restoranlara götürüyor, bana sürprizler yapıyor. Ben onunla baş başa kalıp gerçekten sevildiğimi hissetmek istiyorum ama onun gözü hep banka hesaplarımda, ne zaman yalnız kalsak konu dönüp dolaşıp maddi sıkıntılarına geliyor. Eğer istediği pahalı hediyeleri almaz ya da şirket hisselerinden pay vermezsem bana küseceğini, onu sevmediğimi söylüyor, naz niyaz yapıyordu; ben de aramız bozulmasın, bu yaştan sonra beni bıraksa ne yaparım korkusuyla her istediğini yapıyordum. Malikanemde baş başa geçirdiğimiz o nadir günlerde bile aklı hep harcayacağı paralarda, alacağı lüks arabalardaydı. Kendisi 26 yaşında gencecik bir delikanlı, her gün marka kıyafetler giyiyor, saçını sürekli modern tarzda değiştiriyor, aslında çok da yakışıklı oluyor, her giydiği yakışıyordu. Neredeyse her günümüz benim ona bir şeyler satın almamla geçiyordu, artık onun gerçek yüzünü görmeden, paramın değil de benim değerimi bildiği o samimi günleri yaşamak imkansız hale gelmişti.
Evlilik yıldönümümüz yaklaşmıştı, bana büyük bir jest yapacağını söyleyip yurt dışı tatili planı yaptı. Yolculuğumuza henüz 3 gün vardı. O sabah yine havuz başında kahvaltı ederken bana, "Güzel karıcığım, senden bir şey isteyeceğim; daha tatile gitmemize 3 gün var, şirket işlerinden çok sıkıldım, beni şu yeni aldığın deniz kenarındaki villaya götür, orada kimse yok, baş başa kalırız, zaman geçer" dedi. "Peki aşkım, öğleden sonra şoför bizi götürür" dedim. "Olmaz, biraz işlerim var, gece gizlice kendimiz gidelim" dedi, şaşırdım ama "tamam" dedim. "Ama senin o en pahalı spor arabanla gidelim, biraz hız yaparız" dedi. Gece yarısı yola çıktık, yanıma oturdu, sürekli bana bakıyordu; çok şık giyinmişti, harika görünüyordu. Nihayet ıssız villaya gittik, içeri girdik, artık tamamen yalnızdık...
İçeri adım attığımızda evin soğuk havası içimi ürpertti. Deniz kenarındaki bu villayı alalı henüz birkaç ay olmuştu ve ne bir çalışan ne de bir komşu vardı etrafta. Sadece dalgaların kayalara vuran hırçın sesi duyuluyordu. Genç kocam elimi tutup beni salondaki şöminenin önüne doğru yönlendirdi. Gözlerindeki o alışık olduğum heyecanlı pırıltı bu gece sanki biraz daha farklı, biraz daha karanlıktı.
Ceketini çıkarıp koltuğun üzerine bıraktı ve bana dönerek gülümsedi. "İşte," dedi, "sonunda sadece sen ve ben. Telefonlar yok, şirket işleri yok, avukatların o sıkıcı bitmek bilmeyen evrakları yok." Sesi pürüzsüz ve cezbediciydi ama içimde bir yerlerde, 65 yıllık hayat tecrübemin bana fısıldadığı o huzursuz edici his uyanmıştı. 26 yaşındaki bu adamın arkamdan ne işler çevirdiğini aslında çok iyi biliyordum. Bir süredir hesap hareketlerimi, avukatımla yaptığı gizli görüşmeleri ve asistanımın bana sunduğu raporları sessizce incelemiştim. Onun bu ıssız evde benden ne koparmaya çalışacağını tahmin etmek zor değildi devamı sonraki sayfada....