On yaşındaki kızım Zeynep

On yaşındaki kızım Zeynep, beni giderek endişelendirmeye başlayan bir alışkanlık edinmişti. Her gün okuldan gelir gelmez, daha sırt çantasını bile bırakmadan doğruca banyoya koşuyordu. Ne bir şeyler atıştırıyor ne de benimle konuşuyordu. Tek duyduğum şey, arkasından kilitlenen banyo kapısının sesi oluyordu.

Başlarda buna pek önem vermedim. Sonuçta çocuklar gün boyu koşup oynuyordu. Belki sadece temiz hissetmeyi seviyordu. Ama günler haftalara dönüştükçe bunun sıradan bir alışkanlık olmadığını düşünmeye başladım. Sanki bunu yapmak zorundaymış gibiydi.

Bir gün ona nazikçe sordum:

"Zeynep, neden eve gelir gelmez hep duş alıyorsun?"

Yüzünde kısa bir gülümseme belirdi.

Fazla kısa.

"Sadece temiz olmayı seviyorum," dedi.

Bu cevap içimi rahatlatmalıydı. Ama tam tersine, içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk bıraktı. Çünkü Zeynep hiçbir zaman aşırı titiz bir çocuk olmamıştı. Üstelik bunu söylerken sesi sanki önceden hazırlanmış gibiydi; ezberlenmiş bir cevabı tekrar ediyor gibiydi.

Bir hafta sonra ise içimdeki huzursuzluk çok daha karanlık bir şeye dönüştü.

Küvetin suyu yavaş boşalmaya başlamıştı. Bu yüzden gideri temizlemeye karar verdim. Eldivenlerimi taktım, gider kapağını çıkardım ve tıkanıklığa neden olan şeyi çekmek için bir aparat kullandım.

Aparat bir şeye takıldı.

Saç yumağı çıkmasını bekliyordum.

Ama çekip çıkardığım şeyi görünce kanım dondu.

Dolaşmış saçların arasında ince kumaş parçaları vardı. Musluğun altında yıkadığımda üzerlerindeki kir aktı ve desen ortaya çıktı:

Açık mavi kareli kumaş.

Kalbim sıkıştı.

Bu desen, Zeynep'in okul formasındaki kumaşın aynısıydı.

Ellerim titremeye başladı. Kıyafetler kendiliğinden parçalanıp giderin içine dolmazdı. Kumaş sanki sertçe ovulmuş, yırtılmış... adeta birileri bir şeyi yok etmeye çalışmış gibiydi.

Sonra fark ettim.

Üzerinde silik bir leke vardı.

Kahverengi.

Büyük ölçüde yıkanmıştı ama hâlâ seçilebiliyordu.

Bu çamur değildi.

Kurumuş kana benziyordu.

Buz gibi bir ürperti tüm vücudumu sardı ve istemsizce geri çekildim. Ev tamamen sessizdi. Zeynep hâlâ okuldaydı ve benim az önce ne bulduğumdan habersizdi.

Kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Belki küçük bir yara, belki sökülmüş bir etek ucu... Ama hiçbir açıklama mantıklı gelmiyordu. Hele ki her gün eve gelir gelmez kendini yıkamak için gösterdiği o telaşı düşündükçe.

Titreyen ellerimle telefonumu elime aldım...

Telefonumu elime aldım ama kimi arayacağımı bilmiyordum.

Polisi mi?

Okulu mu?

Yoksa önce Zeynep'le mi konuşmalıydım?

Parmaklarım ekranın üzerinde donup kaldı. Sonunda telefonu masaya bıraktım. Elimde sadece birkaç kumaş parçası ve korkunç ihtimaller vardı. Bunlarla kimseyi suçlayamazdım......

FOTO GALERİLER