Karımı sevgilimin hamileliğiyle ilgilenmek için aldattım. Ancak bebeğin yüzünü kollarımda gördüğümde anladım ki Tanrı bana bir oğul vermemişti… Bana faturayı kesmişti.
Gözlerim satırlarda gezinirken ihanetin o korkunç boyutu karşısında dizlerimin üzerine çöktüm. Her şey başından beri kusursuz bir plandı. Doğan şirketin içini boşaltırken, Vildan beni oyalayacak, aklımı başımdan alacak ve beni maddi olarak tamamen sağacak bir truva atıydı. Ona aldığım o milyonlarca liralık lüks daire, özel şoförler, bitmek bilmeyen hamilelik masrafları... Hepsi ikisinin ortak hesabına giden bir servet transferiydi. Vildan’ın hamileliği bir tesadüf ya da benim mucizem değildi; planın kusursuzlaşması ve benim gözümün tamamen kör olması için kullanılan vahşi bir araçtı.
Belgelerin en altında Leyla’nın o zarif, inci gibi el yazısıyla yazılmış bir mektup duruyordu. Titreyen ellerimle kağıdı kaldırdım:
"Rıza... Aylar önce şirketin mali kayıtlarında bir tuhaflık fark ettiğimde Doğan'ı araştırmaya başladım. O fotoğrafları bulmam uzun sürmedi. Vildan'ı da. Seni uyarmak istedim. O gece, kongreden döndüğünde gözlerinin içine bakıp bana gerçeği söylemeni, benimle dürüst olmanı bekledim. Ama sen, yalan söylemeyi seçtin. Beni eksik olmakla, sana bir çocuk verememekle suçladın. O anki bakışındaki iğrenmeyi ömrüm boyunca unutmayacağım.
Seni durdurabilirdim. Ama kibrin ve bencilliğin o kadar büyüktü ki, kendi cehennemini kendi ellerinle inşa etmeni izlemeyi seçtim. Bana bıraktığın o soğuk evde, gecelerce ağlarken avukatımla plan yaptık. Şirketteki tüm varlıkların şu an Doğan'ın açtığı borçlar yüzünden icralık. Ancak kendi adıma olan tüm birikimimizi aylar önce yasal yollarla güvence altına aldım. Doğan ve Vildan hakkındaki dolandırıcılık dosyalarını ise bu sabah mali şubeye bizzat teslim ettim. İkisi de muhtemelen şu an hastane odasında bebeklerini değil, polisleri karşılıyordur.
Ve sana gönderdiğim o teste gelince... Tanrı'nın bana bir lütfu mu yoksa sana bir cezası mı bilmiyorum. Ama yıllarca gözyaşlarıyla denediğimiz o mucize, sen beni o karanlıkta yalnız bırakıp gittikten sonra gerçekleşti. Ancak bu çocuk sadece benim. Senin yalan kokan, yıkılmış dünyana asla adım atmayacak."
Kağıt ellerimden kayıp yere düştü. Odanın sessizliği üzerime bir çığ gibi çöktü.
Bir oğlum olmasını her şeyden çok istemiştim. Bunun için sadakatimi, yuvamı, onurumu ve tüm servetimi gözümü kırpmadan feda etmiştim. Şimdi ise karanlık ve bomboş bir odada, beş parasız, onursuz ve tamamen yalnızdım.
Leyla'nın o gece kapıdan çıkarken söylediği söz, odanın duvarlarında son kez yankılandı. Haklıydı. Hem de kahredici bir şekilde haklıydı.
Tanrı bazen hemen cezalandırmazdı. Kusursuz bir şekilde cezalandırırdı.